Kırklareli tarih öncesi konum itibariyle dikkat çeken pek çok antik [Hem tarih öncesi hem antik! Bu nasıl oluyorsa?] yerleşim merkezine sahip bir ilimizdir. Buzul çağı sonlarında uzunca bir süre sular altında kaldığı anlaşılan Kırklareli ve civarında insana dair ilk maddi belgeler neolitik dönem özelliklerini vermektedir. Daha sonra bilinen ilk yerleşik kabilelerden ismini alan Trakya, Kırklareli de dahil olmak üzere Roma dönemi ortalarına kadar kısmen veya tamamen bağımsızlıklarını küçük birer krallık veya prenslik olarak devam ettirebilmişlerdir.

Bir geçiş bölgesi olması nedeniyle Roma ve Bizans dönemlerinde pek çok istilalara uğrayan Kırklareli ilk defa 1. Murat zamanında 1363 yılında Osmanlıların eline geçmiştir. Bu tarihten itibaren uzunca bir barış süreci yaşayan Kırklareli Balkan Savaşı ve 1.Dünya Savaşı sıralarında Bulgar ve Yunan işgaline maruz kalarak büyük eziyet ve sıkıntılar yaşadıktan sonra 10 Kasım 1922’de nihai özgürlüğüne kavuşmuştur.kahramn olarak anılan mesut gamlı,evren koç,sedat kırmızı,berke erman savaş esnasında çok büyük katkıları olmuştur özellikle evren gaz bambası sallamıştır...

TÜRK TARİHİNİN EN BÜYÜK CAMİSİ Evet baÅŸlıkta doÄŸru yazıyor. Ulucami kapalı namaz kılma alanı bakımından Türk Tarihinde yapılan en büyük camidir. Hemen aklınıza Süleymaniye, Sultan Ahmet gelebilir. Fakat o camilerin büyüklüğü duvarlarla çevrili avlu alanlarıyla birliktedir. Ayrıca o camiler tek ve çok yüksek bir kubbe ile örtülü olduÄŸundan çok geniÅŸ bir bir alanı varmış izlenimi verir. Bursa Ulucami ise çok kubbeli ve alçak tavanlıdır. İçinde bulunan çok sayıdaki sütun yüzünden de daha ufakmış gibi hissetmemize neden olabilse de TÜRK TARİHİNİN EN BÜYÜK CAMİSİ halen Bursa Ulucami'dir. TARİHİ MİNBERİN ÖZELLİKLERİ Minber bütünüyle kainatı sembolize ediyor. Minberin giriÅŸ kapısının üzerindeki kitabede altın yaldızla Osmanlıca olarak, 'Yıldırım Beyazıt Han tarafından hicri 804 (miladı 1402) yılında yaptırılmıştır' ibaresi yer alıyor. Sarmaşık motifleriyle süslü olan tırabzanların saÄŸ çıkış ikinci kolonu üzerinde süsleme motifine uygun sülüs tarzda yazılmış, Devaklı Abdülaziz oÄŸlu Mehmet iÅŸi ibaresi dikkat çekiyor. Sanatkarın bu imzası son yıllarda fark edildi. (devamı...)
Manisa ilinin en küçük ilçesidir. 1954 yılında, 6324 numaralı karar ile kurulmuÅŸtur. UÅŸak sınırına çok yakındır ve içinden Selendi çayı geçer. Asıl geçim kaynağı tütüncülük, hayvancılık ve tarımdır. Ayrıca Pınarlar, Eskin, Terziler, Kürkçü ve Hacıhaliller köylerinde son yıllarda kirazcılık artmıştır. Kınık köyü piknik alanı,Gavur evleri kaya mezarları, Bayraklı anıtı selendinin gezilebilecek yerleridir. Merkez nüfusu 8.108'dir. Köyleri de dahil toplam nüfusu 26.500!dür fakat son 50 yıldır sürekli göç veren ilçenin göç eden kiÅŸileri de hesaba katıldığında nüfusu 77.000'i geçmektedir. Manisa'nın en az yoÄŸunluklu ilçesidir. Ayrıca ilçede eskin köyünde bulunan altın-kurÅŸun-krom karışımı maden rezervi bir müddet iÅŸletilmiÅŸ fakat madenin 49 yıllık kullanım hakkını elinde bulunduran bulgaristanlı firmanın bu ülkede iflas etmesi sonucu maden kapatılmıştır ve yıllardır atıl olarak durmaktadır. Bunların yanında gediz nehrinin en büyük kolu olan selendi çayı kış aylarında gediz nehrinden daha fazla su taşır. İlçenin Serdar Çimen, Sedat GÜNAY ve Oktay AKYÜZ gibi kitapları yayınlanmış ÅŸairleri vardır. İlçenin tarihinde aldığı en büyük yatırımlar; tekel yaprak tütün depolama iÅŸletmeleri ve yatılı ilköğretim bölge okuludur. selendinin tarhana, höşmerim, keÅŸkek ve yufkası meÅŸhurdur. ilçede üretilen amerikan tipi küçük yapraklı tütünler çok deÄŸerlidir. KurtuluÅŸ savaşında aÅŸağı güllüce ve kınık mevkiinde ÅŸiddetli çatışmalar geçmiÅŸtir. 44 köyü, 11 mahallesi bulunmaktadır. (devamı...)
Kapadokya, (Pers dilinde “Güzel Atlar Ülkesiâ€? anlamına gelir). Bölge 60 milyon yıl önce; Erciyes, Hasandağı ve Güllüdağ’ın püskürttüğü lav ve küllerin oluÅŸturduÄŸu yumuÅŸak tabakaların milyonlarca yıl boyunca yaÄŸmur ve rüzgar tarafından aşındırılmasıyla ortaya çıkmıştır. İnsan yerleÅŸimi Paleolitik döneme kadar uzanmaktadır. Hititler'in yaÅŸadığı topraklar daha sonraki dönemlerde Hırıstiyanlığın en önemli merkezlerinden biri olmuÅŸtur. Kayalara oyulan evler ve kiliseler bölgeyi Hıristiyanlar için devasa bir sığınak haline getirmiÅŸtir. Kapadokya'daki taÅŸ formasyonlarının Türkçe'de niçin "Peri bacaları" diye adlandırılmış olduklarını gösteren bir manzara. Kapadokya'daki taÅŸ formasyonlarının Türkçe'de niçin "Peri bacaları" diye adlandırılmış olduklarını gösteren bir manzara. Kapadokya bölgesi, doÄŸa ve tarihin bütünleÅŸtiÄŸi bir yerdir. CoÄŸrafi olaylar Peribacaları'nı oluÅŸtururken, tarihi süreçte, insanlar da bu peribacalarının içlerine ev, kilise oymuÅŸ, bunları fresklerle süsleyerek, binlerce yıllık medeniyetlerin izlerini günümüze taşımıştır. İnsan yerleÅŸimlerinin Paleolitik döneme kadar uzandığı Kapadokya'nın yazılı tarihi Hititlerle baÅŸlar. Tarih boyunca ticaret kolonilerini barındıran ve ülkeler arasında ticari ve sosyal bir köprü kuran Kapadokya, İpek Yolu'nun da önemli kavÅŸaklarından biridir. (devamı...)
DİYARBAKIR KALESİ VE SURLARI Surların kuruluÅŸ tarihi bilinmemekle birlikte, İ.S. 349 yılında Roma İmparatorlarından II. Constantinus zamanında kentin etrafının surlarla çevrilerek kalenin güçlendirildiÄŸi bilinmektedir. Diyarbakır Kalesi, "Dış Kale" ve "İç Kale" olmak üzere iki ana kısımdan meydana gelmiÅŸtir. Dış kale surlarının uzunluÄŸu 5 km�den fazladır. Dış Kale, DaÄŸ Kapı (kuzey), Urfa Kapı (batı), Mardin Kapı (güney) ve Yeni Kapı (doÄŸu) olmak üzere dört kapı ile dışarıya açılır. Dış Kale�nin kuzeydoÄŸu köşesinde ayrı bir sur ile çevrili İç Kale bulunmaktadır. İç Kale�de, Virantepe diye adlandırılan tepe üzerinde gerçekleÅŸtirilen kazılarda 13.yüzyılın başına ait bir Artuklu Sarayı ortaya çıkarılmıştır. Diyarbakır Kalesi üzerinde yer alan yazıtlar bize, kentin, Roma İmparatorluÄŸu�ndan Osmanlı İmparatorluÄŸu�na kadar olar tarihsel sürecinin belgelerini sunar. Yazıtlarla birlikte yer yer karşımıza çıkan kabartmalarda her dönemin estetik anlayışını ortaya koymaktadır. DİYARBAKIR ULU CAMİİ Türkiye�nin en eski camilerinden biridir. Saint Thoma kilisesine, çeÅŸitli dönemlerde yapılan eklemelerle camiye çevrildiÄŸi bilinmektedir. Tarih boyunca pek çok deÄŸiÅŸikliÄŸe uÄŸramış olan camii kesme taÅŸtan inÅŸaa edilmiÅŸ olup büyük ve gösteriÅŸli bir yapıdır. Diyarbakır Ulu Camii, planının yanı sıra bezemeleri ve mihrabı, ÅŸadırvanı, minaresi gibi mimari unsurları ile de Anadolu mimarisinde önemli bir yer tutmaktadır. FATİH PAÅžA CAMİİ Åžehrin doÄŸusunda yar alan yapı 1516-1520 yılları arasında Bıyıklı Mehmet PaÅŸa tarafından yaptırılmıştır. Diyarbakır�daki ilk Osmanlı camisidir. KurÅŸunlu Camii diye de anılan eser, renkli (siyah-beyaz) kesme taÅŸtan inÅŸaa edilmiÅŸtir. Çinilerle kaplı iç duvarlarının yanı sıra mihrab ve mimberi bezemeleri ile dikkati çeken bölümlerdir. MELEK AHMET PAÅžA CAMİİ Urfa Kapı yakınında yer alan cami, 1587-1591 yılları arasında Melek Ahmet PaÅŸa tarafından yaptırılmıştır. Renkli kesme taÅŸtan (siyah- beyaz) inÅŸaa edilen yapının iç mekanı 16.yüzyıl Osmanlı çinileri ile bezelidir. NEBİ CAMİİ Harput Kapısı yakınında yer alan yapının yapım tarihi bilinmemekle birlikte, Akkoyunlular tarafından inÅŸa edildiÄŸi düşünülmektedir. Osmanlı döneminde de bazı eklemeler yapılan eserin yapımında kesme taÅŸ kullanılmış olup içi zengin çinilerle bezenmiÅŸtir. SEFA CAMİİ Åžehrin kuzeybatısında yer alan cami 15. yüzyılda inÅŸaa edilmiÅŸtir. Nesih ve Kufi yazılarla süslü olan minaresi taÅŸ işçiliÄŸinin en güzel örneklerini yansıtmaktadır. Ayrıca yapının iç mekanı çinilerle süslüdür. (devamı...)

WordPress'in desteÄŸiyle. ve skD Theme