Rize Kalesi: Rize kent merkezinin güneybatısında yer alan kale, iç kale ve aÅŸağı kaleden oluÅŸmaktadır. İlk yapım tarihi konusunda kesin bilgiler bulunmamaktadır. İç kale M.S. 6. yüzyılda yeniden inÅŸa edilmiÅŸ, 14. yüzyıl baÅŸlarında da Cenevizliler tarafından aÅŸağı surlar yapılmıştır. Kale, Osmanlı döneminde onarılarak kullanılmıştır. Kısmen düzgün, kısmen moloz taÅŸla yapılmış olan iç kale surları 1,5 m. kalındığındadır ve yarım daire planlı beÅŸ kuleye sahiptir. Zamanında iç kaleden kuzeydoÄŸu ve kuzeybatıya uzanan ve denize ulaÅŸan aÅŸağı kaleden günümüze batı surlarının bir bölümü ve bazı kuleler kalmıştır. Bozuk Kale:İl merkezinin 10 km. doÄŸusunda GüneydoÄŸu Köyü’nde, aynı adla anılan derenin kenarında yer alır. Denizden 30 m. yükseklikte kurulmuÅŸ küçük bir gözetleme kulesidir. Karadeniz sahillerinde sık görülen küçük Orta ÇaÄŸ kalelerinden birisidir. İskender Cafer PaÅŸa Camii:İslam PaÅŸa Mahallesi’nde geniÅŸ bir hazire içinde İslam PaÅŸa veya KurÅŸunlu Camii olarak da anılmaktadır. H. 978/M. 1570 yılında İskender Cafer PaÅŸa tarafından yaptırılmıştır. Büyük Gülbahar Sultan Camii: İnÅŸa tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Gülbahar Cami’si birkaç defa yıkılıp yapılmıştır. Kale Camii: 1658 yılında yapılan cami son zamanlarda yenilenmiÅŸtir. Küçük Gülbahar Hatun Camii: 16. yüzyılda, Yavuz Sultan Selim’in eÅŸi, Gülbahar Sultan’a atfedilmiÅŸtir. Orta Camii: Yeniköy Mahallesi’ndedir. İlk cami 1737 senesinde yapılmıştır. Bugünkü cami ise 1941 yılında yeniden inÅŸa edilmiÅŸtir. Müftü Mahallesi Cami: 1785 tarihli eski caminin yerine biraz kuzeye kaydırılarak 1965 yılında yeniden yapılmıştır. ReÅŸadiye Camii: Eski caminin yapılışı 1671 olarak kabul edilmektedir. Bu günkü cami 1962 yılında yaptırılmıştır. Camiönü Camii: Camiönü Mahallesi’nde yer alır. Halk arasında Fener Camii olarak da bilinir. Kitabesine göre eski cami 1698 yılında yapılmıştır. Eser 1949 yılında yenilenmiÅŸtir. DeÄŸirmendere Camii: DeÄŸirmendere (Pindos) Mahallesi’nde yer alır. Bu cami de yenilenerek günümüze gelmiÅŸ tarihi eserlerden biridir. İlk cami H. 1200/M. 1786 yılında yaptırılmıştır. Bu cami H. 1327/M. 1911 yılında onarılmıştır. Bugünkü cami 1950’li yılların başında inÅŸa edilmiÅŸ, minaresi sonradan yapılmıştır. TaşçıoÄŸlu Camii: Yenimahalle’de yer alır. Yıkılıp yenilenen camilerden birisidir. H. 1126-1131/M. 1714-1718 tarihleri arasında Cezayirli Kapt’n Ali PaÅŸa tarafından yaptırılmıştı. Åžeyh Camii: Åžehir merkezinde, Vilayet Konağı’nın güneyindeki eski Piri Çelebi Mahallesi’nde yer alır. İlk cami 1711 yılında yapılmıştır. Bu yapı bazı onarımlarla 1953 yılına kadar gelmiÅŸtir. Bugünkü caminin inÅŸası 1953-1965 yılları arasında tamamlanmıştır. Åžehitler ÇeÅŸmesi:İslampaÅŸa Mahallesi’nde eski Güneysu yolu üzerinde 1917 yılında yapılmıştır. Dairevi kemerli bir cepheye sahiptir. Tek lülelidir ve lülesi üzerinde taslağı vardır. ÇeÅŸme, 1916 yılında ÅŸehrin savunması sırasında ÅŸehit olan askerilerimizin gömüldüğü bir yerde yapılmıştır. Kütüphaneler:Bunların en eskisi TatoÄŸlu Abdülkerim Efendi kütüphanesidir. Orta Cami civarında 1848 yılında inÅŸa edilen bu kütüphanenin sadece kitabesi günümüze gelmiÅŸtir. Bu kitabe ÅŸimdiki İl Halk Kitaplığı’nın giriÅŸ kapısının sağına yerleÅŸtirilmiÅŸtir. Abdülkerim Efendi’nin kurduÄŸu kütüphane binasında fakirlerin barındığı odalar ile bir de gasilhane bulunuyordu. Daha sonra Altıkulaçzade Ahmet Efendi’nin 1863 yılında 485 kitaptan oluÅŸan bir kütüphane kurduÄŸunu biliyoruz. Rize Atatürk Müzesi (Mataracı Mehmet Efendi Evi): Müftü Mahallesi, 127. sokak üzerinde yer alır. Kuzeyinde geniÅŸ bir bahçesi vardır. 20. yüzyılın baÅŸlarında yapılmıştır. İç sofalı planlı üç katlı bir evdir. İkinci katta kuzeydoÄŸudaki oda Atatürk’ün kaldığı odadır. Ulu Önder Atatürk 17 Eylül 1924 yılında Rize’yi ziyaret ettiÄŸi sırada Mataracı Mehmet Efendi’nin evinde misafir edilmiÅŸ ve bu odada kalmıştır. (devamı...)
Kayseri’nin Ağırnas köyünde doÄŸdu. Yavuz Sultan Selim zamanında devÅŸirme olarak İstanbul’a getirildi. Zeki, genç ve dinamik olduÄŸu için seçilenler arasındaydı. Sinan, At Meydanı’ndaki saraya verilen çocuklar içinde mimarlığa özendi, vatanın baÄŸlarında ve bahçelerinde su yolları yapmak, kemerler meydana getirmek istedi. Devrinin mahir ustaları mahiyetinde han, çeÅŸme ve türbe inÅŸaatında çalıştı. 1514’te Çaldıran, 1517’de Mısır seferlerine katıldı. Kanunî Sultan Süleyman zamanında yeniçeri oldu ve 1521’de Belgrad, 1522’de Rodos seferinde bulunarak atlı sekban oldu. 1526’da katıldığı Mohaç Meydan Muharebesinden sonra sırası ile acemi oÄŸlanlar yayabaşılığı, kapı yayabaşılığı ve zenberekçibaşılığa yükseldi. 1532’de Alman, 1534’de Tebriz ve BaÄŸdat seferlerinden dönüşte “Hasekiâ€? rütbesi aldı. BaÄŸdat seferinde Van Kalesi Muhasarasında, göl üzerinde nakliyat yapan kalyonlara top yerleÅŸtirdi. Korfu, Pulya (1537) ve Moldovya (1538) seferlerine katılan Mimar Sinan, Moldovya (Kara BuÄŸdan) seferinde Prut nehri üzerine onüç günde kurduÄŸu köprü ile Kanunî Sultan Süleyman’ın takdirini kazandı. Aynı sene baÅŸmimarlığa yükseldi. Mimar Sinan, katıldığı seferlerde Suriye, Mısır, Irak, İran, Balkanlar, Viyana’ya kadar Güney Avrupa’yı görüp mimari eserleri inceledi ve kendisi de birçok eser verdi. İstanbul’da devrin en meÅŸhur mimarları ile Bayezid Camii’nin ustası Mimar Hayreddin ile tanıştı. Bazı Eserleri Sinan’ın mimarbaşılığa getirilmeden evvel yaptığı üç eser dikkat çekicidir. Bunlar Halep’de Hüsreviye Külliyesi, Gebze’de Çoban Mustafa PaÅŸa Külliyesi ve İstanbul’da Hürrem Sultan için yapılan Haseki Külliyesi’dir. Mimarbaşı olduktan sonra verdiÄŸi üç büyük eser, O’nun sanatının geliÅŸmesini gösteren basamaklar gibidir. Bunların ilki, Åžehzadebaşı Camii ve Külliyesidir. Külliyede ayrıca imaret, tabhane (mutfak), kervansaray ve bir sokak ile ayrılmış medrese bulunmaktadır. Süleymaniye Camii, Mimar Sinan’ın İstanbul’daki en muhteÅŸem eseridir. Yirmiyedi metre çapındaki büyük kubbe, zeminden itibaren tedricen yükselen binanın üzerine gayet nisbetli ve ahenkli bir ÅŸekilde oturtulmuÅŸtur. Sükûnet ve asaleti ifade eden bu sade ve ahenkli görünüşü ile Süleymaniye Camii, olgunlaÅŸmış bir mimariyi temsil etmektedir.Sekiz ayrı binadan meydana gelen Süleymaniye Camii ve Külliyesi, Fatih’ten sonra ÅŸehrin ikinci üniversitesi olmuÅŸtur. Mimar Sinan’ın en güzel eseri, seksen yaşında yaptığı Edirne Selimiye Camii’dir. Selimiye’nin kubbesi, Ayasofya kubbesinden daha yüksek ve derindir. 31,50 metre çapındaki kubbe, sekizgen ÅŸeklindeki gövde üzerine oturmuÅŸtur. Üç ÅŸerefeli ince minarelerine üç kiÅŸi aynı anda birbirini görmeden çıkabilmektedir.Sinan bu camiin ustalık eseri olduÄŸunu ve bütün sanatını Selimiye’de gösterdiÄŸini belirtmektedir. Mimar Sinan, gördüğü bütün eserleri büyük bir dikkatle incelemiÅŸ, fakat hiçbirini aynen taklid etmeyip, sanatını devamlı geliÅŸtirmiÅŸ ve yenilemiÅŸtir. Eserlerindeki sütunlar, duvarlar ve diÄŸer kısımlar taşıdıkları yüke mukavemet edebilecek miktardan daha kalın deÄŸildir. Kullandığı bütün mimari unsurlarda bu hesap dikkati çeker. Mimar Sinan aynı zamanda bir ÅŸehircilik uzmanıdır. Yapacağı eserin, önce çevresini tanzim ederdi. Yer seçiminde de büyük baÅŸarı göstermiÅŸ ve eserlerini, çevresine en uygun tarzda yerleÅŸtirmiÅŸtir. Bilinen eserleri: 84 camii, 53 mescid, 57 medrese, 7 darülkurra, 22 türbe, 17 imaret, 3 darüşşifa, 5 su yolu kemeri, 8 köprü, 20 kervansaray, 35 saray, 8 mahzen, 48 hamam olmak üzere 364 adettir. Depreme Dayanıklı Mimarın çok sayıdaki eserini inceleyenler, Sinan’ın depreme karşı bilinen ve gereken tüm tedbirleri aldığını söylemekteler.Bu tedbirlerden biri, temelde kullanılan taban harcıdır.Sadece Sinan’ın eserlerinde gördüğümüz bu harç sayesinde, deprem dalgaları emilir, etkisiz hale gelir. Yine yapıların yer seçimi de ilginç. Zeminin saÄŸlamlaÅŸması için kazıklarla toprağı sıkıştırmış dayanak duvarları inÅŸa ettirmiÅŸ.Mesela Süleymaniye’nin temelini 6 yıl bekletmesi, temelin zemine tam olarak oturmasını saÄŸlamak içindir. Mimar Sinan, yapılarında ayrıca drenaj adı verilen bir kanalizasyon sistemi de kurmuÅŸtur.Drenaj sistemiyle yapının temellerinin sulardan ve nemden korunarak dayanıklı kalması öngörülmüştür. Ayrıca yapının içindeki rutubet ve nemi dışarı atarak soÄŸuk ve sıcak hava dengelerini saÄŸlayan hava kanalları kullanmış. Bunların dışında yazın suyun ve toprağın ısınmasından dolayı oluÅŸan buharın, yapının temellerine ve içine girmemesi için tahliye kanalları kullanmıştır. Buhar tahliye ve rutubet kanalları drenaj kanallarına baÄŸlı olarak uygulamaya konulmuÅŸtur. (devamı...)
Türk halk ÅŸairlerinin tartışmasız öncüsü olan ve Türk’ün İslam’a bakışını Türk dilinin tüm sadelik ve güzelliÄŸiyle ortaya koyan Yunus Emre, sevgiyi felsefe haline getirmiÅŸ örnek bir insandır. Yaklaşık 700 yıldır Türk milleti tarafından dilden dile aktarılmış, türkü ve ilahilere söz olmuÅŸ, yer yer atasözü misali dilden dile dolaÅŸmış mısralarıyla Yunus Emre, Türk kültür ve medeniyetinin oluÅŸumuna büyük katkılar saÄŸlamış bir gönül adamıdır. Bazı kaynaklarda Anadolu’ya gelen Türk boylarından birine baÄŸlı olup, 1238 dolaylarında doÄŸduÄŸu rivayet edilirse de bu kesin deÄŸildir; tıpkı 1320 dolaylarında EskiÅŸehir’de öldüğü yolundaki rivayetlerde olduÄŸu gibi. Batı Anadolu’nun birkaç yöresinde "Yunus Emre" adını taşıyan ve onunla ilgili görüldüğünden "makam" adı verilen yer vardır. Bir garip öldü diyeler Üç gün sonra duyalar SoÄŸuk su ile yuyalar Şöyle garip bencileyin diyen Yunus, belki de doÄŸduÄŸu ve yaÅŸadığı topraklardan çok uzaklarda bu dünyadan göçüp gittiÄŸini anlatmak istemektedir. Türkiye’nin pek çok yerinde Yunus Emre’nin mezarı olduÄŸu iddia edilen pek çok mezar ve türbe vardır. Bunlardan baÅŸlıcaları şöyle sıralanabilir: EskiÅŸehir’in Mihalıççık ilçesine baÄŸlı Sarıköy; Karaman’da Yunus Emre Camii avlusu; Bursa; Kula ile Salihli arasında Emre Sultan köyü; Erzurum, Duzcu köyü; Isparta’nın Keçiborlu ilçesi civarı; Aksaray; Afyon’un Sandıklı ilçesi; Ordu’nun Ünye ilçesi; Sivas yakınında bir yol üstü. Görüldüğü gibi sayı ve iddia hayli kabarıktır. Bazı belgeler, Yunus Emre’nin asıl mezarının Karaman veya Sarıköy’de olduÄŸuna iÅŸaret etmektedir. Nitekim, 1970’li yılların başında Sarıköy’deki mezarın Yunus’a ait olduÄŸuna kesin gözüyle bakılarak bu köye Yunus Emre adı verildi ve oradaki bir bahçe içine anıt dikildi. 1980’li yıllarda ise, 1350’de yapılmış olan Karaman’daki Yunus Emre Camii’nin yanındaki mezarın onun gerçek mezarı olduÄŸu iddia edildi. Aslında bu durum, Yunus Emre’nin Türkler tarafından ne kadar sevildiÄŸi ve benimsendiÄŸinin çarpıcı bir örneÄŸidir. Gerçekten de halktan biri olan Yunus Emre, halkın deÄŸer, duygu ve düşüncelerini dile getiriÅŸi itibariyle tarihimizin en halkla barışık aydınlarından biri olma özelliÄŸine sahiptir. Türk tasavvufunun dilde ve ÅŸiirde kurucusu olan Yunus Emre’nin ÅŸiirlerinde ahlak, hikmet, din, aÅŸk gibi konuların hemen hepsi tasavvuftan çıkar ve tasavvuf görüşü çerçevesinde bir yere oturtulur. Mısralarında didaktik ahlak telkinlerinde bulunan Yunus Emre, "gönül kırmamak" konusuna ayrı bir önem verir ve "üstün bir deÄŸer" olarak ÅŸiirlerinde bu konuyu özenle iÅŸler. Bu arada Yunus Emre’yi öne çıkaran bir baÅŸka önemli özelliÄŸi de, ÅŸiirlerinde iÅŸlediÄŸi konuları ve telkinleri bizzat kendi hayatında uygulamasıdır. "Din tamam olunca doÄŸar muhabbet" diyen Yunus, İslam’ın sabır, kanaat, hoÅŸgörürlük, cömertlik, iyilik, fazilet deÄŸerlerini benimsemeyi telkin eder. Yunus’un sanat anlayışı, dini ve milli deÄŸerleri baÄŸdaÅŸtırdığı mısralarında kendini gösterir; millileÅŸen tasavvufa, Türkçe’nin en güzel ve en güçlü özelliklerini kullanarak tercüman olur. Gerçekten de 11,12 ve 13. asırlarda Türkistan ve Anadolu Türkleri arasında çok yayılan tasavvufun Türk ÅŸairleri arasında iki büyük sözcüsü vardır: Türkistan’da Ahmet Yesevi, Anadolu’da Yunus Emre... Yunus Emre’nin tasavvuf anlayışında derviÅŸlik olgunluktur, aÅŸktır; Allah katında kabul görmektir; nefsini yenmek, iradeyi eritmektir; kavgaya, nifaka, gösteriÅŸe, hamlığa, riyaya, düşmanlığa, ÅŸekilciliÄŸe karşı çıkmaktır. Yunus Emre aynı zamanda bütün insanlığa hitap eden büyük ÅŸairlerdendir. Bu anlamda Mevlana’nın bir benzeridir. O’nun Mevlana kadar çok tanınmayışı ise, bir yandan kullandığı dil olan Türkçe’nin Batı’da Farsça kadar bilinmemesi, öte yandan da Türk aydınlarının O’nu ihmal etmesindendir. Yunus’taki insanlık sevgisi, neredeyse kendisiyle özdeÅŸleÅŸmiÅŸ "sevgi felsefesi"nin bir parçası ve hatta sonucudur. Nitekim Yunus’un insan sevgisini ilahi sevgi ile nasıl baÄŸdaÅŸtırdığını gösteren en çarpıcı mısralarından birisi "Yaradılanı hoÅŸ gör / Yaradan’dan ötürü"dür. (devamı...)
İlim okyanusunda dolaşmak güzeldir. fakat yönünüzü belli edecek manevi pusula lazım. Ve öyle bir ibadet gemisine binmeliyiz ki, günah dalgaları bizi batırmasın. İlim okyanusunda boğulmayan insan iman sahiline çıkabilir. Yaz günleri pencerelerine perde asan kimse, sanki güneşe darılmış gibidir. Fakat ne zaman perde açılsa hemen içeri girecektir, çünkü güneş hiç kiseye darılmaz. Ey günah perdesi ile İlahi rahmete gönlünü kapatan insan. tevbe gayretiyle perdeyi aç,  Allah'ın affı ve rahmeti hazırdır. Hemen gönlüne dolacaktır.
Hakkını mı istiyorsun, öyleyse hak etmeyide bilmelisin!.. Alacağını almakmı istiyorsun, o halde borcunu ödemekte gayret etmelisin... Çünkü doğru tüccarlar, şehidlerle haşrolacak. Çünkü borcunu ödeyenin sözü de paradır.

WordPress'in desteÄŸiyle. ve skD Theme