<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>

<channel>
	<title>bilgialemi</title>
	<atom:link href="http://bilgialemi.blogsayfasi.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://bilgialemi.blogsayfasi.com</link>
	<description>Gezelim Görelim Bilgilenelim...</description>
	<pubDate>Tue, 17 Jun 2008 10:16:29 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.5.1</generator>
	<language>tr</language>
			<item>
		<title>Rize</title>
		<link>http://bilgialemi.blogsayfasi.com/64/</link>
		<comments>http://bilgialemi.blogsayfasi.com/64/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 10 Jun 2008 13:49:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>bilgialemi</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Din]]></category>

		<category><![CDATA[Tarihi Mekanlar]]></category>

		<category><![CDATA[bilgi]]></category>

		<category><![CDATA[eğlence]]></category>

		<category><![CDATA[genel]]></category>

		<category><![CDATA[gezelim görelim]]></category>

		<category><![CDATA[ilim]]></category>

		<category><![CDATA[tarih]]></category>

		<category><![CDATA[bilgi alemi]]></category>

		<category><![CDATA[bilgialemi]]></category>

		<category><![CDATA[karadeniz bölgesi]]></category>

		<category><![CDATA[kenthaber]]></category>

		<category><![CDATA[rize]]></category>

		<category><![CDATA[rize şehri]]></category>

		<category><![CDATA[rize hakkında bilgi]]></category>

		<category><![CDATA[rize ilimiz]]></category>

		<category><![CDATA[rize kalesi]]></category>

		<category><![CDATA[rize tarih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://bilgialemi.blogsayfasi.com/?p=64</guid>
		<description><![CDATA[  Rize Kalesi: Rize kent merkezinin güneybatısında yer alan kale, iç kale ve aşağı kaleden oluşmaktadır. İlk yapım tarihi konusunda kesin bilgiler bulunmamaktadır. İç kale M.S. 6. yüzyılda yeniden inşa edilmiş, 14. yüzyıl başlarında da Cenevizliler tarafından aşağı surlar yapılmıştır. Kale, Osmanlı döneminde onarılarak kullanılmıştır. Kısmen düzgün, kısmen moloz taşla yapılmış olan iç kale [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span id="_ctl0_MainContent_Detay"><strong><img src="http://www.kenthaber.com/Photos/Iller/rize/genel/zilkale1.jpg" border="0" alt="" width="182" height="261" align="left" /></strong></span> <span id="_ctl0_MainContent_Detay"><strong> Rize Kalesi:</strong> Rize kent merkezinin güneybatısında yer alan kale, iç kale ve aşağı kaleden oluşmaktadır. İlk yapım tarihi konusunda kesin bilgiler bulunmamaktadır. İç kale M.S. 6. yüzyılda yeniden inşa edilmiş, 14. yüzyıl başlarında da Cenevizliler tarafından aşağı surlar yapılmıştır. Kale, Osmanlı döneminde onarılarak kullanılmıştır. Kısmen düzgün, kısmen moloz taşla yapılmış olan iç kale surları 1,5 m. kalındığındadır ve yarım daire planlı beş kuleye sahiptir. Zamanında iç kaleden kuzeydoğu ve kuzeybatıya uzanan ve denize ulaşan aşağı kaleden günümüze batı surlarının bir bölümü ve bazı kuleler kalmıştır.</span>

<strong>Bozuk Kale:</strong>İl merkezinin 10 km. doğusunda Güneydoğu Köyü’nde, aynı adla anılan derenin kenarında yer alır. Denizden 30 m. yükseklikte kurulmuş küçük bir gözetleme kulesidir. Karadeniz sahillerinde sık görülen küçük Orta Çağ kalelerinden birisidir.
<strong>İskender Cafer Paşa Camii:</strong>İslam Paşa Mahallesi’nde geniş bir hazire içinde İslam Paşa veya Kurşunlu Camii olarak da anılmaktadır. H. 978/M. 1570 yılında İskender Cafer Paşa tarafından yaptırılmıştır.
<strong>Büyük Gülbahar Sultan Camii:</strong> İnşa tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Gülbahar Cami’si birkaç defa yıkılıp yapılmıştır.
<strong>Kale Camii: </strong>1658 yılında yapılan cami son zamanlarda yenilenmiştir.
<strong><img src="http://www.kenthaber.com/Photos/Iller/rize/genel/Zesriz6.jpg" border="0" alt="" align="right" />Küçük Gülbahar Hatun Camii: </strong>16. yüzyılda, Yavuz Sultan Selim’in eşi, Gülbahar Sultan’a atfedilmiştir.
<strong>Orta Camii:</strong> Yeniköy Mahallesi’ndedir. İlk cami 1737 senesinde yapılmıştır. Bugünkü cami ise 1941 yılında yeniden inşa edilmiştir.
<strong>Müftü Mahallesi Cami:</strong> 1785 tarihli eski caminin yerine biraz kuzeye kaydırılarak 1965 yılında yeniden yapılmıştır.
<strong>Reşadiye Camii:</strong> Eski caminin yapılışı 1671 olarak kabul edilmektedir. Bu günkü cami 1962 yılında yaptırılmıştır.
<strong>Camiönü Camii:</strong> Camiönü Mahallesi’nde yer alır. Halk arasında Fener Camii olarak da bilinir. Kitabesine göre eski cami 1698 yılında yapılmıştır. Eser 1949 yılında yenilenmiştir.
<strong>Değirmendere Camii:</strong> Değirmendere (Pindos) Mahallesi’nde yer alır. Bu cami de yenilenerek günümüze gelmiş tarihi eserlerden biridir. İlk cami H. 1200/M. 1786 yılında yaptırılmıştır. Bu cami H. 1327/M. 1911 <img style="width: 223px; height: 145px;" src="http://www.kenthaber.com/Photos/Iller/rize/genel/rzsah1.jpg" border="0" alt="" width="237" height="157" align="left" />yılında onarılmıştır. Bugünkü cami 1950’li yılların başında inşa edilmiş, minaresi sonradan yapılmıştır.
<strong>Taşçıoğlu Camii: </strong>Yenimahalle’de yer alır. Yıkılıp yenilenen camilerden birisidir. H. 1126-1131/M. 1714-1718 tarihleri arasında Cezayirli Kapt’n Ali Paşa tarafından yaptırılmıştı.
<strong>Şeyh Camii:</strong> Şehir merkezinde, Vilayet Konağı’nın güneyindeki eski Piri Çelebi Mahallesi’nde yer alır. İlk cami 1711 yılında yapılmıştır. Bu yapı bazı onarımlarla 1953 yılına kadar gelmiştir. Bugünkü caminin inşası 1953-1965 yılları arasında tamamlanmıştır.
<strong>Şehitler Çeşmesi:</strong>İslampaşa Mahallesi’nde eski Güneysu yolu üzerinde 1917 yılında yapılmıştır. Dairevi kemerli bir cepheye sahiptir. Tek lülelidir ve lülesi üzerinde taslağı vardır. Çeşme, 1916 yılında şehrin savunması sırasında şehit olan askerilerimizin gömüldüğü bir yerde yapılmıştır.
<strong>Kütüphaneler:</strong>Bunların en eskisi Tatoğlu Abdülkerim Efendi kütüphanesidir. Orta Cami civarında 1848 yılında inşa edilen bu kütüphanenin sadece kitabesi günümüze gelmiştir. Bu kitabe <img src="http://www.kenthaber.com/Photos/Iller/rize/genel/kackar2.jpg" border="0" alt="" width="269" height="183" align="right" />şimdiki İl Halk Kitaplığı’nın giriş kapısının sağına yerleştirilmiştir. Abdülkerim Efendi’nin kurduğu kütüphane binasında fakirlerin barındığı odalar ile bir de gasilhane bulunuyordu. Daha sonra Altıkulaçzade Ahmet Efendi’nin 1863 yılında 485 kitaptan oluşan bir kütüphane kurduğunu biliyoruz.
<strong>Rize Atatürk Müzesi (Mataracı Mehmet Efendi Evi): </strong>Müftü Mahallesi, 127. sokak üzerinde yer alır. Kuzeyinde geniş bir bahçesi vardır. 20. yüzyılın başlarında yapılmıştır. İç sofalı planlı üç katlı bir evdir.
İkinci katta kuzeydoğudaki oda Atatürk’ün kaldığı odadır. Ulu Önder Atatürk 17 Eylül 1924 yılında Rize’yi ziyaret ettiği sırada Mataracı Mehmet Efendi’nin evinde misafir edilmiş ve bu odada kalmıştır. <span id="more-64"></span>
<span id="_ctl0_MainContent_Detay">Mataracı Mehmet Efendi Evi restore edilerek müze olarak 27.12.1985 tarihinde ziyarete açılmıştır. Zemin katta Rize il merkezinden toplanan kitabeler ve mezar taşları, birinci katta ise bazı ahşap oymalı <img style="width: 223px; height: 145px;" src="http://www.kenthaber.com/Photos/Iller/rize/genel/rim14.jpg" border="0" alt="" width="237" height="157" align="left" />mimari parçalar, dokuma araç gereçleri, etnografik eserler sergilenmektedir. İkinci katta ise Atatürk zamanından kalan eşyalar Atatürk’e ait giysiler, Kurtuluş Savaşı ve Atatürk’e ait fotoğraflar bulunmaktadır.
<strong>Merkez Uzun Kaya Köyü Camii: </strong>Köyün merkezinde eski bir mezarlığın kenarından yer alır. İlk olarak 19. yüzyılda yapıldığı tahmin edilen cami son yıllarda yıkılarak yenilenmiştir.
<strong>Eski Rize Evleri:</strong>Şehir merkezinde çok az sayıda eski ev koruma altına alınmıştır. Bunların da iki, üç tanesi korunup yaşatılmaktadır.
Rize evlerinin yapımında geleneksel yapı malzemeleri ve teknikleri kullanılmıştır. Yığma taş ve dolma göz tekniğinde yapılmış duvarlar, dört yana eğimli, kiremitle kaplı çatılara sahiptir.
Şehir evleri genellikle iki veya üç katlıdır. Zemin katta, ahır kiler gibi servis hacimleri kullanılır. 1. Katta mabeyn, sofa ve odalar bulunmaktadır. Mabeyn<img src="http://www.kenthaber.com/Photos/Iller/rize/genel/rim10.jpg" border="0" alt="" width="269" height="183" align="right" /> (esas yaşanılan alan) de bulunan ocakta yemek pişirilir. Odalar geleneksel olarak tasarlanmışlardır ve bazıları ahşap süslemelidir.
Tuzcuoğulları Evi: Rize’nin en eski evlerinden birisidir. 18. yüzyıla tarihlenebilir. Üç katlı olarak yapılmış mabeynli bir evdir. İçerisinde de çok sayıda oda, hela ve banyo bulunmaktadır. Evin dışında ayrıca bir mutfak ve konak hamamı yer almaktadır.
Rize Müzesi Olarak Kullanılan Evler: Vilayet yakınında, Kültür Bakanlığı’nca iki eski ev satın alınıp restore edilmiştir. 19. yüzyıl sonlarında yapılmış üç katlı, mabeynli evlerdir.
<strong>KEMENÇE:</strong> Fransızların pochette, İngilizlerin kit adını verdikleri yaylı çalgıyla akraba olan Kemençenin Karadenize nasıl geldiğini veya buradan oralara naıl gittiğini belirlemek güç. Kemence çalınırken, sol elle sapından havada tutulur: aynı elin parmaklarıyla tellere basılarak istenen sesler bulunur. Bir tel üstünde melodi çalınırken yay bu telin yanındaki telke de sürülür. Rize kemencesinin boyu 50-60 cm dir. Baş, boyun ve gövde kısımlarından oluşur. Baş: 9 cm. En üst bölümdür. Bir kalp şeklini andırır. Üzerinde üç teli akort edecek burgular vardır. Burgulara halk dilinde kulak denilir. Tellerin geçtiği yerede tel yeri denir. Boyun-Sap : Çevresi 9-10 cm’dir. Üst kısmında el yeri vardır.Gövde- Tekne : Üst sapla birleştiği yerde genişlik 5-6 cmdir, alt kısma doğru genişler.En geniş yer 8 cm olur.Teknenin yan taraflarında ikişerden dört delik olup sesin çıkmasını temin eder. Teller kapak denilen kısmın üzerinden geçer. Tellerin üzerinden geçtiği deliklere kaşlar denir. İki kaş arasında tellerin düzgün biçimde durmasını sağlayan eşek adlı bir parça vardır. Teller : Kemençede üç tel bulunur. Zil, sağır ve bağırsaktan yapılan bom. Kurbağa : Tellerin sicimle bağlandığı bölüme kurbağa veya akrep denir. Yay / Sayta : Kalemden biraz kalınca yuvarlak yahut dört köşe olup kemence tellerine</span>

<img style="width: 223px; height: 145px;" src="http://www.kenthaber.com/Photos/Iller/rize/genel/KEMENCE_VE_TULUM.jpg" border="0" alt="" width="237" height="157" align="left" />sürülerek ses çıkmasını sağlar. Uç kısımlarına hayvan kılları istenilen sayıda bağlanır. Genellikle iyi ses çıkarması için reçine sürülür. Yapımı: Kurutulmuş erik veya dut ağacından yapılır. Yapılacak büyüklükteki ağaç kesilip pizma haline getirilir. Dış kasnağın şekli çizildikten sonra oyulur. Etraf şekillendikten sonra iç kısımlar özel aletlerle oyulur.Çevre kalınlığı 0.5 cm’dir. En son rotuştan sonra zımpara çekilir. Kapak tahtası çamdan hazırlanır. İyice inceltildikten sonra köprü yeri işaretlenir. Her iki yanına 1, 1,5 cm ara ile ince delikler açılarak orta kısmına yakın ince bir direk yerleştirilir. Üzerine kapak konarak yapıştırılır Etrafı cilalanır. Tel bağlama yeri, köprü, ve germe tıpaları konarak üç tel takılır. akortu yapılarak hazır hale getirilir
<strong>TULUM:</strong> Kafkasya’dan Türkiye’ye geldiği söylenir. Tulumla oynanan oyunlar daha ziyade Hemşin yöresinde gelişmiştir. 20 veya daha fazla oynanan oyunlardaoyunu idare eden bir kişi vardır. Tuluma bazı yörelerimizde Gada denilmektedir. Genellikle yol havalarında ve düğünlerde çalınan bu yöresel alet şimdilerde artık çoşkulu şenliklerin tümünde çalışmaktadır. Yapımı: Keçi yavrusunun derisinden yapılır. Oğlak derisi bütün olarak çıkarıldıktan sonra hasır denilen ilaçlama ve kurutma işlemlerine tabi tutularak, delik kısımları tıpalanıp bağlanır.Çalgı kısmına nav adı verilir. "L" biçiminde şimşir veya dut ağacından içi oyularak hazırlanır. İçine ses getirecek kamış dalından hazırlanmış eşit sesli, iki adet düdük yerleştirilir. Nav’ın karşılıklı beşer deliği mevcuttur. Tuluma doldurulan hava sıkıştırılarak nav kısmından dışarı çıkması sağlanır. Navın içine yerleştirilen zurna 7-8 cm. uzunluğundave eşit sesli olarak iki tane olur. Zurna kamışın ince kısmından hazırlanır.İyice kurumuş kamıştan kesilerek bir ucu kapatılır. Hemen altından başlayarak kapak olacak şekilde 2-3 cm kesilir. Kapak kısmı inceltilerek üflenince titreyecek hale getirilir. Sesleri eşit yaptıktan sonra beraberce nav’a takılır. Balmumu ile hava almayacak şekilde kapatılır. Üflenince hava sadece açılan kapağın altından geçer. Bu esnada kapak titreşir ve uyumlu ses meydana gelir.

<a href="http://www.kenthaber.com" target="_blank">KAYNAK</a>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://bilgialemi.blogsayfasi.com/64/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Youtube Kolay Erişim</title>
		<link>http://bilgialemi.blogsayfasi.com/60/</link>
		<comments>http://bilgialemi.blogsayfasi.com/60/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 28 May 2008 15:29:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>bilgialemi</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>

		<category><![CDATA[genel]]></category>

		<category><![CDATA[bilgi alem]]></category>

		<category><![CDATA[dns]]></category>

		<category><![CDATA[türk telekom]]></category>

		<category><![CDATA[video]]></category>

		<category><![CDATA[yotube]]></category>

		<category><![CDATA[youtube]]></category>

		<category><![CDATA[youtube erişim]]></category>

		<category><![CDATA[youtube erişim kaldırma]]></category>

		<category><![CDATA[youtube kolay erişim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://bilgialemi.blogsayfasi.com/?p=60</guid>
		<description><![CDATA[
Bildiğiniz gibi youtube kapatıp açıyorlar kapalı durumda erişim için belirli yöntemler var ama bu yöntemler insanı çok uğraştırıyor.  Bu yöntemde yapman gereken sadece aşağıdaki linklerden birine girmen.


	Ktunnel
	Vtunnel
	Deblox
	Nyud
	Anonymizer
	YouHide
	AnonyMouse
	Url1
	MiaoWeb

kaynak]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<a href="http://bp3.blogger.com/_JiC5ustXps0/SD11hZAX53I/AAAAAAAAANA/cjaR_T5FXa8/s1600-h/You_Tube_Logo.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5205445960818747250" style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer;" src="http://bp3.blogger.com/_JiC5ustXps0/SD11hZAX53I/AAAAAAAAANA/cjaR_T5FXa8/s320/You_Tube_Logo.jpg" border="0" alt="" width="495" height="197" /></a>
<h1><strong>Bildiğiniz gibi youtube kapatıp açıyorlar kapalı durumda erişim için belirli yöntemler var ama bu yöntemler insanı çok uğraştırıyor.  Bu yöntemde yapman gereken sadece aşağıdaki linklerden birine girmen.
</strong></h1>
<ul>
	<li><a href="http://www.ktunnel.com/" target="_blank">Ktunnel</a></li>
	<li><a href="https://www.vtunnel.com/" target="_blank">Vtunnel</a></li>
	<li><a href="http://www.deblox.info/" target="_blank">Deblox</a></li>
	<li><a href="http://www.youtube.com.nyud.net:8090/" target="_blank">Nyud</a></li>
	<li><a href="http://anonymizer.nntime.com/" target="_blank">Anonymizer</a></li>
	<li><a href="http://www.youhide.com/" target="_blank">YouHide</a></li>
	<li><a href="http://anonymouse.org/anonwww.html" target="_blank">AnonyMouse</a></li>
	<li><a href="http://www.url1.in/" target="_blank">Url1</a></li>
	<li><a href="http://www.miaoweb.net/" target="_blank">MiaoWeb</a></li>
</ul>
<a href="http://teknodergi.org/content/alternatif-youtube-eri%C5%9Fim-yollar%C4%B1" target="_blank">kaynak</a>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://bilgialemi.blogsayfasi.com/60/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Samsun Camileri</title>
		<link>http://bilgialemi.blogsayfasi.com/59/</link>
		<comments>http://bilgialemi.blogsayfasi.com/59/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 25 May 2008 13:28:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>bilgialemi</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Tarihi Mekanlar]]></category>

		<category><![CDATA[bilgi]]></category>

		<category><![CDATA[genel]]></category>

		<category><![CDATA[gezelim görelim]]></category>

		<category><![CDATA[tarih]]></category>

		<category><![CDATA[bilgi alemi]]></category>

		<category><![CDATA[bilgialemi]]></category>

		<category><![CDATA[blogsayfasi]]></category>

		<category><![CDATA[google]]></category>

		<category><![CDATA[karadeniz]]></category>

		<category><![CDATA[kardeniz bölgemiz]]></category>

		<category><![CDATA[samsun]]></category>

		<category><![CDATA[samsun belediyesi]]></category>

		<category><![CDATA[samsun genel bilgi]]></category>

		<category><![CDATA[samsun hakkında bilgi]]></category>

		<category><![CDATA[samsun ilimiz]]></category>

		<category><![CDATA[tarihi mekanlarımız]]></category>

		<category><![CDATA[türkiye tanıtım]]></category>

		<category><![CDATA[video]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://bilgialemi.blogsayfasi.com/?p=59</guid>
		<description><![CDATA[Kale Camisi (Merkez)

Samsun il merkezinde Kuyumcular Çarşısında bulunan Kale Camisi, İlhanlı Valisi Emir Timurtaş Paşa’nın adına 1314 yılında yaptırılmıştır. Cami değişik zamanlarda onarılmış ve kısmen özelliğini yitirmiştir.

Cami kesme taştan kare planlı olarak yapılmıştır. İbadet mekânının üzeri kubbe ile örtülüdür. İbadet mekânında orijinal bezemesi günümüze gelememiştir. Yanındaki minaresi, taş kaide üzerinde yuvarlak gövdeli ve tek şerefelidir.

Pazar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Kale Camisi (Merkez)

Samsun il merkezinde Kuyumcular Çarşısında bulunan Kale Camisi, İlhanlı Valisi Emir Timurtaş Paşa’nın adına 1314 yılında yaptırılmıştır. Cami değişik zamanlarda onarılmış ve kısmen özelliğini yitirmiştir.

Cami kesme taştan kare planlı olarak yapılmıştır. İbadet mekânının üzeri kubbe ile örtülüdür. İbadet mekânında orijinal bezemesi günümüze gelememiştir. Yanındaki minaresi, taş kaide üzerinde yuvarlak gövdeli ve tek şerefelidir.

Pazar Camisi (Merkez)

Samsun il merkezinde, Pazar Mahallesi’nde bulunan caminin kitabesi bulunmadığından yapım tarihi kesinlik kazanamamıştır. İlhanlı dönemi eserlerinden olup, XV.yüzyılda yapılmıştır. Cami 1819 yılında ve Cumhuriyet döneminde de Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından bir kez daha onarılmıştır.

Cami dikdörtgen planlı olup, üzeri çatı ile örtülmüştür. Son onarımlar sırasında yapı, orijinal mimari üslubundan kısmen uzaklaşmıştır. Mihrap yuvarlak bir niş şeklinde olup bezeme olarak ozgün motiflere rastlanmamaktadır. Yanında taş kaide üzerine yuvarlak gövdeli tek şerefeli minaresi bulunmaktadır.

Şeyh Seyyid Kudbettin Camisi (Merkez)

<img class="alignleft" style="float: left;" src="http://www.kenthaber.com/Resimler/2006/04/20/00156487.jpg" alt="" width="249" height="171" />Samsun il merkezinde bulunan caminin kitabesi günümüze gelemediğinden yapım tarihi kesinlik kazanamamıştır. Bununla beraber yapı üslubundan Osmanlı döneminde, XVI. yüzyılda yapıldığı sanılmaktadır. Vakıf kayıtlarında da bu cami ile ilgili yeterli bir bilgiye rastlanmamıştır. Yanındaki türbe Şeyh Kudbettin’e aittir. Bu yapının dergâhtan camiye dönüştürüldüğü sanılırsa da bununla ilgili yeterli bir kaynak ile karşılaşılmamıştır.

Cami kesme ve moloz taştan dikdörtgen planlı olup, üzeri ahşap bir çatı ile örtülmüştür. Önünde L şeklinde, çatılı bir son cemaat yeri bulunmaktadır. Giriş kapısı eksenindeki mihrap yuvarlak bir niş şeklindedir. Minaresi kare kaide üzerine yuvarlak gövdeli ve tek şerefelidir.
Caminin yanında Şeyh Kudbetttin’in türbesi bulunmaktadır. Türbe kesme taştan kare planlı olarak yapılmıştır. Üzeri beşik tonozla örtülmüştür. Değişik dönemlerde yapılan onarımlarla özelliğinden kısmen de olsa uzaklaşmıştır.<span id="more-59"></span>

İsa Baba Camisi (Merkez)

Samsun il merkezinde bulunan İsa Baba Camisi’nin kitabesi günümüze gelememiştir. Bu bakımdan ne zaman ve kimin tarafından yaptırıldığı kesinlik kazanamamıştır. Ayrıca İsa Baba konusunda da bilgiler yetersizdir. Cami değişik zamanlarda ve 1895 yılında yapılan onarımlarla özgünlüğünden kısmen uzaklaşmıştır. Bununla beraber XV. Yüzyılda, Osmanlılar döneminde yapıldığı sanılmaktadır.

Cami kesme taştan kare planlı olarak yapılmıştır. Üzeri basık bir kubbe ile örtülmüştür. İbadet mekânı altlı üstlü yuvarlak kemerli ve uzun pencereler ile aydınlatılmıştır. Mihrap ve minberi geç dönemde yapılış ve özelliğini yitirmiştir. Minaresi kare kaide üzerinde yuvarlak yivli gövdeli ve tek şerefelidir. Yanında İsa Baba’nın türbesi bulunmaktadır.

Hacı Hatun Camisi (Merkez)

Samsun Saathane Meydanı yakınında bulunan bu cami, Hatice Hatun’un oğlu İbrahim Bey tarafından 1694 yılında yaptırılmıştır. Değişik zamanlarda yapılan onarımlarla özgünlüğünü büyük ölçüde yitirmiştir.

Cami kare planlı olup duvarları taş ve tuğla karışımı bir işçilikle örülmüştür. İbadet mekânının üzeri sekizgen kasnak üzerine tuğladan basık bir kubbe ile örtülmüştür. Mihrap nişi yuvarlak ve alçıdan yapılmıştır. Ahşap minberinin güzel bir ağaç işçiliği vardır. Minaresi kalın taş bir kaide üzerine yuvarlak gövdeli ve tek şerefelidir. Minare gövdesinin oldukça kalın oluşu da dikkati çekmektedir.

Büyük Cami (Merkez)

Samsun il merkezinde Fuar alanının karşısında bulunan cami, ilin en büyük camisidir. Batumlu Hacı Ali Efendi tarafından 1884’de yaptırılmıştır. Sultan Abdülaziz’in annesi Pertevniyal Valde Sultan tarafından onarılmış, bu yüzden de halk arasında Valde Camisi olarak tanınmıştır.

Cami sarıya yakın renkte kesme taştan yapılmıştır. Kare planlı caminin üzeri tromplu merkezi bir kubbe ile örtülmüştür. Kubbe sekizgen bir kasnak üzerine oturmuş ve dıştan basık görünümdedir. Merkezi kubbe dört köşedeki kulelerle desteklenmiştir. Dikdörtgen çerçeve içerisinde yuvarlak kemerli giriş kapısının önünde altı sütunun taşıdığı beş bölümlü beşik tonozlu bir son cemaat yeri bulunmaktadır. Son cemaat yerinin sütun araları yakın tarihlerde camekânla kapatılmıştır. Son cemaat yeri ile ibadet mekânı arasında kalan dikdörtgen bölümün üzeri üç kubbe ile örtülmüştür. Böylece caminin girişi daha da görkemli bir görünüm kazanmıştır.

Yuvarlak bir niş şeklindeki mihrabı mermerdendir. Ağaç işçiliğinin güzel örneklerinde birisini yansıtan minber üzerinde madalyonlar, yıldız ve madalyon motifleri bulunmaktadır. Kubbe içerisi ve duvarlar bitkisel ve geometrik kalem işleriyle bezenmiştir. Caminin giriş cephesinin her iki tarafında son cemaat yeri ile caminin ana duvarlarının birleştiği duvarların üzerine iki minare yerleştirilmiştir. Minareler yuvarlak gövdeli ve birer şerefelidir.

Yalı Camisi (Merkez)

Samsun il merkezinde Buğday Pazarında, Saathane Meydanı’nda bulunan bu camiyi Sadık Bin Abdullah 1894 yılında yaptırmıştır. Cami aynı zamanda Hoca Hayrettin Camisi ismi ile de tanınmıştır.

Cami kesme taş ve tuğladan örülmüştür. Kare planlı caminin üzerini sekizgen kasnaklı tuğladan bir kubbe örtmektedir. İbadet mekânı duvarlarından kubbeye geçiş, köşe tromplarının yardımıyla yapılmıştır. Kuzey yönüne geç dönemlerde son cemaat yeri eklenmiştir.

İbadet mekânı altlı üstlü iki sıra halında altta dikdörtgen, üstte de yuvarlak kemerli alçı pencereler ile aydınlatılmıştır. Mihrap ve minber özellik göstermemektedir. Mihrap alçıdan minber ise ağaçtan yapılmıştır. Ceminin ana duvarına bitişik olan minaresi kalın ve uzun bir kaide üzerine yuvarlak gövdeli tek şerefelidir.

Selâhiye Camisi (Merkez)

Samsun il merkezinde bulunan Selâhiye Camisi’nin kitabesi günümüze gelemediğinden banisi ve yapım tarihi kesinlik kazanmamıştır. Yapı üslubundan XIX. yüzyılın ikinci yarısında yapıldığı sanılmaktadır.

Cami moloz taş ve tuğladan dikdörtgen planlı olup, üzeri ahşap bir çatı ile örtülmüştür. Geniş bir bahçe içerisindeki caminin önünde son cemaat yeri bulunmamaktadır. Dikdörtgen bir kapıdan girilen ibadet mekânı altlı üstlü iki sıra halinde pencereler ile aydınlatılmıştır. Mihrap ve minberi bir özellik göstermemektedir. Caminin yanında kesme taş kaide üzerine yuvarlak gövdeli tek şerefeli bir minaresi bulunmaktadır.

Büyük Cami (Bafra)

Samsun Bafra ilçesinde bulunan bu camiyi Köprülü Mehmet Paşa’nın eşi Ayşe Hatun 1670 yılında yaptırmıştır. Bu caminin bulunduğu yerde daha önce İsfendiyaroğulları döneminde yapılmış ahşap bir caminin olduğu kaynaklardan öğrenilmektedir. Ancak bu cami ile ilgili yeterli bir bilgi bulunamamıştır.

Cami Klasik Osmanlı mimarisi üslubunda kesme taştan, kareye yakın dikdörtgen planlıdır. İbadet mekânın üzeri kasnaklı bir kubbe ile örtülmüştür. Mihrap ve minberi kısmen orijinalliğini korumuştur. Caminin yanında taş kaide üzerinde yuvarlak gövdeli tek şerefeli bir minaresi bulunmaktadır.

Tayyar Paşa Camisi (Bafra)

Samsun Bafra ilçesinde, Cumhuriyet Meydanı’nda bulunan bu camiyi Tayyar Paşa 1869 yılında yaptırmıştır. Yapılışından sonra değişik zamanlarda onarım geçirmiş olmasına rağmen özgünlüğünü korumuştur.

Cami kesme ve moloz taştan dikdörtgen planlı olarak yapılmıştır. İbadet mekânını önüne XX. yüzyılın ilk yarısında bir son cemaat yeri eklenmiştir. Mihrap ve minberi bir özellik göstermemektedir. Yanında taş kaide üzerine yuvarlak gövdeli tek şerefeli minaresi eklemiştir.

Göğceli Camisi Camisi (Çarşamba)

Samsun Çarşamba ilçesinde, Çay Mahallesi’nde Göğceli Mezarlığı içerisinde bulunan bu cami, 1206 yılında yapılmış olup banisi bilinmemektedir.

Anadolu ahşap planlı camiler tipinin en güzel örneklerinden biri olan cami, 1335 yılında onarım geçirmesine rağmen özelliğinden uzaklaşmamıştır. Bu onarım sırasında önüne bir son cemaat yeri eklenmiştir.

Caminin yapımında yığma tekniği uygulanmış, duvarlarını tek parça halinde kalaslar meydana getirmiştir. Burada kullanılan kalaslar yaklaşık 15-18 cm kalınlığında, 50-70 cm eninde ve 12.60-20.00 m. uzunluğundadır. Yapıda dövme demir çivi yalnızca bağlantılarda kullanılmıştır. Caminin duvarlarında, direklerinde, kirişlerinde karaağaç, dışbudak ve kestane ağaçları kullanılmıştır. İbadet mekânının üzerini yörede üç omuzlu tabir edilen bir çatı örtmüştür.

Bu caminin en büyük özelliği de, yapının taşınabilir oluşudur.

Rıdvan Bey Camisi (Çarşamba)

Samsun ili Çarşamba ilçesinde, Orta Mahalle’de bulunan bu cami, Erbaalı Rıdvan Bey tarafından 1781 yılında Yeşilırmak’ta boğulan kızının anısına yaptırılmıştır.

Cami kesme taş ve tuğladan dikdörtgen planlı olarak yapılmıştır. İbadet mekânı kasnaklı merkezi bir kubbe ile örtülmüştür.

Mustafa Paşa Camisi (Havza)

Samsun Havza ilçesinde, İmaret Mahallesi’nde bulunan bu camiyi, Mustafa Paşa 1256 yılında yaptırmıştır.

Kare planlı olan cami kesme taştan yapılmıştır. İbadet mekânı sütunlarla üç sahna ayrılmıştır. İbadet mekânının üzeri ahşap kiremitli bir çatı ile örtülmüştür. Mihrap sade ve yuvarlak niş şeklindedir. Mihrabın karşısında ve giriş kapısının üzerinde üç ahşap direğin taşıdığı bir kadınlar mahfili bulunmaktadır. Yanında taş kaide üzerine yuvarlak gövdeli ve tek şerefeli minaresi bulunmaktadır.

Emir El-Hac Veliyüddin Bin Berekât-Şah Camisi (Havza)

Samsun Havza ilçesi, Dereköy’de bulunan bu camiyi, Selçuklu Sultanı II.İzzeddin Keykavus döneminde Selçuklu Emiri El Hac Veliyüdin bin Berekat Şah 1249 yılında yaptırmıştır.

Cami değişik zamanlarda yapılan onarım ve eklerle özelliğini büyük ölçüde yitirmiştir. Moloz taş ve kesme taştan yapılan cami dikdörtgen planlıdır. Üzeri ahşap bir çatı ile örtülüdür. Mihrap nişi ve bezemesi özellik göstermemektedir.

Sivrikise Camisi (Havza)

Samsun ili Havza ilçesi Sivrikise Köyü’nde bulunan bu camiyi Ali Osman Ağa 1903 tarihinde yaptırmıştır. Cami Todor Usta tarafından yapılmıştır.

Geniş bir avlu içerisindeki cami kare planlıdır. Düzgün olmayan kesme taşlardan yapılmıştır. Duvar köşelerine kesme taşlar yerleştirilmiştir. Üzeri ahşap kırma çatı ile örtülmüştür. Çatı altı XIX, yüzyılda çok sık kullanılan kirpi saçak şeklindedir. Caminin önündeki son cemaat yeri dört ahşap sütunun taşıdığı çatı örtülüdür. Giriş kapısı dikdörtgen çerçeveli ve basık kemerlidir. Kapı üzerine Arapça yapım tarihini belirten bir kitabe yerleştirilmiştir.

İbadet mekânının her cephesine dikdörtgen söveli, sivri kemer alınlıkları olan ikişer pencere açılmıştır. Girişten sonra dört ahşap sütunun taşıdığı bir mahfil bulunmaktadır. İbadet mekânını örten ahşap tavanın orta göbeği kademelidir. Mihrap sade bir niş görünümünde olmasına rağmen minber ağaç işçiliğinin güzel örnekleri arasındadır. Minber korkulukları çeşitli bitkisel motiflerle bezenmiştir.

Yanındaki minaresi taş kaide üzerine yuvarlak gövdeli ve tek şerefelidir. Avlusundaki şadırvanın bir özelliği bulunmamakta olup XX. yüzyılda buraya eklenmiştir.

Taceddin Paşa (Kurşunlu) Camisi (Vezirköprü)

Samsun Vezirköprü ilçesi, Çanaklı Mahallesi’nde bulunan bu camiyi Taceddin Paşa 1494 yılında yaptırmıştır. Cami 1943 depreminde yıkılmıştır.

Osmanlı Erken Dönem Mimarisinde kullanılan yan mekânlı veya Tabhaneli, Ters T planlı olarak yapılan cami, kesme taştan yapılmıştır. Art arda yerleştirilmiş iki kare mekân ve yan kanatlardan meydana gelen caminin bölümleri kasnaklı kubbelerle örtülmüştür. Önüne de beş bölümlü, üzeri kubbeli altı sütunun yuvarlak kemerlerle bağlandığı bir son cemaat yeri bulunmaktadır. Ancak 1945 depreminde yan mekânlar dışındaki bölümleri yıkılmış üzeri de çatı ile örtülmüştür.

Vakıflar Genel Müdürlüğü 1989 yılında caminin restorasyonuna başlamış ve 1998 yılında da ibadete açılmıştır. Son onarım sırasında caminin üzerini örten çatı kaldırılmış ve buraya yüksek kasnaklı aynı eksende iki kubbe yapılmıştır.

Taşkale (Kale Camisi) Camisi (Vezirköprü)

Samsun Vezirköprü ilçesi, Mehmet Paşa Mahallesi’nde bulunan bu camiyi yanındaki hamam ile birlikte Köprülü Mehmet Paşa’nın eşi Ayşe Sultan 1659 yılında yaptırmıştır.

Günümüze özgünlüğünü koruyarak gelen cami, kesme taştan kare planlıdır, İbadet mekânının üzerini sekizgen yüksek kasnaklı basık bir kubbe örtmektedir. Caminin önünde birbirlerine yuvarlak kemerlerle bağlanmış dört sütunun taşıdığı üç bölümlü bir son cemaat yeri bulunmaktadır. Kemerlerin üzerindeki duvarlar iki renkli taşların alternatifli olarak sıralanmasıyla gösterişli bir konuma getirilmiştir. Son cemaat yeri 1945 yılından sonra camekânla kapatılmıştır. Giriş kapısının sağında minareye açılan bir kapı, solunda da kadınlar mahfiline çıkan bir dehliz bulunmaktadır.

İbadet mekânındaki mihrap yedi köşeli olup mukarnas dolguludur. Günümüzde yağlı boya ile boyanmış mihrabın altındaki izlerden orijinal mihrabın bezemeli olduğu anlaşılmaktadır. Geç dönem işçiliği göstermesine rağmen mihrap ağaç işçiliğinin güzel örneklerinden olup yan yüzeyler bitkisel ve geometrik bezemelerle kaplanmıştır. Kıvrık dallar, çiçekler, baklava motifleri sık sık kullanılmıştır. Son cemaat yerinden çıkılar minare dikdörtgen taş kaide üzerine yuvarlık gövdeli ve tek şerefelidir. Günümüze gelen minare 1945 depreminden sonra Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından yeniden yapılmıştır.

Abdülgani (Namazgâh) Camisi (Vezirköprü)

Samsun ili Vezirköprü ilçesi, Taşkale Mahallesi, Gençlik Caddesi üzerinde bulunan bu camiyi, Köprülü Mehmet Paşa XVII.yüzyılda yaptırmıştır. Cami 1906 depreminde bütünüyle yıkılmış, yalnızca mihrap ve minberi günümüze gelebilmiştir.

Yıkılan caminin yerine halk tarafından 1915 yılında ahşap bir cami yapılmıştır. Daha sonra 1997 yılında Vezirköprü Belediyesi’nin yardımları ile bugünkü cami yapılmıştır.

Yörgüç Paşa (Orta Cami) Camisi (Vezirköprü)

Samsun ili Vezirköprü ilçesinde, Orta Cami Mahallesi’nde bulunan bu caminin kitabesi günümüze gelememiştir. Vakıflar Genel Müdürlüğü’ndeki 1431 tarihli vakfiyesinden Yörgüç Paşa tarafından yaptırıldığı öğrenilmiştir.

Bu cami 1943 depreminde yıkıldığından orijinal hali hakkında kesin bilgi bulunmamaktadır. Yıkılan caminin yerine 1944 yılında moloz taş duvarlı, ahşap çatılı, dikdörtgen planlı bugünkü cami yapılmıştır. Yeni yapılan caminin mimari yönden herhangi bir özelliği bulunmamaktadır.

<a href="http://www.kenthaber.com/IlDetay.aspx?ID=974" target="_blank">alın</a>tı...]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://bilgialemi.blogsayfasi.com/59/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Balıkesir Genel Bilgi</title>
		<link>http://bilgialemi.blogsayfasi.com/balikesir-genel-bilgi/</link>
		<comments>http://bilgialemi.blogsayfasi.com/balikesir-genel-bilgi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 25 May 2008 12:22:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>bilgialemi</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Tarihi Mekanlar]]></category>

		<category><![CDATA[bilgi]]></category>

		<category><![CDATA[genel]]></category>

		<category><![CDATA[gezelim görelim]]></category>

		<category><![CDATA[tarih]]></category>

		<category><![CDATA[balıkesir]]></category>

		<category><![CDATA[balıkesir genel bilgi]]></category>

		<category><![CDATA[bölgelerimiz]]></category>

		<category><![CDATA[bilgi alemi]]></category>

		<category><![CDATA[bilgialemi]]></category>

		<category><![CDATA[blogsayfasi]]></category>

		<category><![CDATA[ege]]></category>

		<category><![CDATA[güzel mekanlar]]></category>

		<category><![CDATA[haber]]></category>

		<category><![CDATA[illerimiz]]></category>

		<category><![CDATA[karadeniz]]></category>

		<category><![CDATA[kültür]]></category>

		<category><![CDATA[marmara]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://bilgialemi.blogsayfasi.com/?p=58</guid>
		<description><![CDATA[Marmara Bölgesi'nin Güney marmara Bölümünde yer alan Balıkesir'in kuzeyinde Marmara Denizi, güneyinde izmir ve Manisa, güneydoğusunda Kütahya, doğusunda da Bursa illeri bulunur. Marmara Denizi'ndeki Marmara, Türkeli, Paşalimanı adaları ile Ege Denizi'ndeki Alibey (Cunda) adaları da il sınırları kapsamındadır. Marmara Denizi'ne doğru çıkıntı yaparken batısında da Edremit Körfezi Ege kıyısında geniş bir girinti oluşturur. Balıkesir, fazla [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;"><img class="alignleft" style="float: left;" src="http://www.haciilbeyatml.k12.tr/yaziresim/b2.jpg" alt="" width="213" height="309" />Marmara Bölgesi'nin Güney marmara Bölümünde yer alan Balıkesir'in kuzeyinde Marmara Denizi, güneyinde izmir ve Manisa, güneydoğusunda Kütahya, doğusunda da Bursa illeri bulunur. Marmara Denizi'ndeki Marmara, Türkeli, Paşalimanı adaları ile Ege Denizi'ndeki Alibey (Cunda) adaları da il sınırları kapsamındadır. Marmara Denizi'ne doğru çıkıntı yaparken batısında da Edremit Körfezi Ege kıyısında geniş bir girinti oluşturur. Balıkesir, fazla engebeli bir araziye sahip değildir. Toprakları genellikle büyük ölçüde dalgalı, alçak sırtlarla yarılmış bir plato görünümündedir. Güney ve doğuda daha da yükselen platonun dağlarla arasında kalan kesimleri, ovalar içermektedir. İlin kuzeybatısında Karadağ (764 m.), Erdek ve Bandırma Körfezinin güneyinde Edincik Dağı (360 m.), Kapıdağ Yarımadasındaki Adamkaya Tepesi (803 m.), Sususrluk ve Kocaçay vadileri arasında Sularya (600 m.) ve Gelçal (881 m.) tepeleri belli başlı engebeleridir. Balıkesir'in en önemli yükseltisi ise, güney ve doğu kesimindeki, Kütahya sınırının bir bölümünde uzanan Alaçam Dağlarının en yüksek yeri olan Tilki Tepesi'dir (1.625 m). İlin güneybatısında İzmir sınırında uzanan Madra Dağlarının yüksekliği 1.388 m.ye ulaşır. Edremit Körfezi'nin güneyindeki Kaz Dağının (İda Dağı) yüksekliği ise 1.767 m.dir. İl sınırları içerisinde Balıkesir, Manyas, Gönen, Edremit, Burhaniye, Ayvalık, Sındırgı, İvrindi ve Sususrluk Ovaları bulunur. Balıkesir su kaynakları yönünden de oldukça zengindir. Susurluk Çayı, Gönen Çayı, Koca Çay, Havran Çayı belli başlı akarsularıdır. Kuş Cenneti, Ulusal Parkı içerisinde yer alan Manyas Gölü, Çaygören Baraj Gölü ve Tabak Gölü de başlıca gölleridir. Orman örtüsü ilin büyük bir kısmına egemendir. Doğu kesimlerinde ve kıyıdaki dağlık bölgelerde çam, meşe, gürgen, ıhlamur ve kestane ağaçlarından oluşan ormanlar bulunmaktadır. Ege kıyılarında ise daha çok Akdeniz bitki örtüsünün izleri görülmektedir.Marmara Denizi ve Manyas Gölü deniz ürünleri yönünden önemlidir.<span id="more-58"></span></p>
<p style="text-align: left;">Yüzölçümü 14.456 Km² olan Balıkesir’in 22 Ekim 2000 tarihinde yapılan sayıma göre toplam nüfusu 1.076.347’dir</p>
<p style="text-align: left;">Balıkesir ekonomik yönden Türkiye'nin en gelişmiş illeri arasındadır. Ekonomik etkinliği tarıma dayalıdır. Zeytinyağı ve sabun üretiminden kaynaklanan sanayi kuruluşları bulunmaktadır. Zeytin başta olmak üzere her türlü tarımsal ürün yetiştirilmektedir. Şeker pancarı, tütün, ay çiçeği, pamuk, susam, elma, armut ve kış sebzeleri üretilmektedir. Hayvancılığın bazı kolları çok gelişmiştir. Sığır, koyun ve tavuk yetiştirilmesi bunların başındadır. Kültür sığırı açısından da Türkiye'nin başta gelen merkezlerindendir. Arıcılık da yörede önem kazanmıştır.</p>
<p style="text-align: left;">Balıkesir isminin kökeni yöredeki bir yerleşim alanı olan Achiraus'dan geldiği söylenmektedir. Sonraki yıllarda Roma İmparatoru Hadrianus'un avlandığı bu bölgeye Hadrianoptherai denilmiştir. Bir başka iddiaya göre de Balıkesir ismi, imparatorun Paleocastra isimli şatosundan gelmektedir. Selçuklular zamanında buraya Bulak Hisar veya Balık Hisar denilmiştir.</p>
<p style="text-align: left;">Balıkesir'in tarih öncesine ait bilgiler yeterli olmamakla birlikte son yıllarda bu bölgede yapılan kazı ve araştırmalar yoğunlaşmıştır. Yapılan bu kazılarda İlk Tunç Çağından kalma buluntularla karşılaşılmıştır. MÖ.2000'lerde Bithynialılar buraya yerleşmişlerdir. Hitit metinlerinde Assuva olarak anılan Batı Anadolu'nun bu bölgesi, antik çağda Mysia diye anılmakta idi. MÖ 3000-1200 yılları arasında bu bölgede farklı diller konuşan Pelasg ve Leleg kolonileri kurulmuştur. IV.Truva katında (MÖ 1800-1250) antik çağda ismi İda olan Kaz Dağları eteklerinde geçen efsanevi Truva Savaşları bölge halkını da derinden etkilemişti. Homeros'un Odeseus'unda anlatılan Argonotlar Arteka (Erdek) ve Kyzikos'a bu dönemde geldiler. MÖ 1200'de Anadolu'nun batısındaki halkların başlattığı Deniz Kavimleri Göçü sırasında Yunanistan'dan gelen topluluklar burada buldukları alanlara yerleştiler.  MÖ 600'lerden itibaren Mysia bölgesi de Pers İmparatorluğu etkisi altına girdi. Batı bölgesi satraplık merkezi Deskileion (Ergili Köyü) idi. MÖ 546-547'de Persler Atina tarafını tutan bütün Adramytion'luları öldürdüler.  MÖ 500'de Persler'e karşı yapılan Ionia ayaklanmasına Balıkesir bölgesindeki antik kentler de katıldılar. Persler 494'de bu isyanı bastırdıktan sonra, Mysia'da bulunan kentler de cezalandırdılar. MÖ 480'de Pers İmparatoru Kserkses Yunanistan üzerine sefere çıkarken Mysia bölgesinden geçti (Maraton Savaşı). MÖ 478-477 Mysia kıyılarındaki şehir devletleri de Aktika-Dellos deniz birliğine katıldılar. MÖ 410 Kyzikos'u saran Persler'e karşı yardıma gelen Atinalı Alkibiades Bandırma Körfezinde yaptığı deniz savaşını kazandı.</p>
<p style="text-align: left;">MÖ 334'de Büyük İskender Çanakkale Boğazı'ndan Anadolu'ya geçti. Büyük İskender, Biga yakınlarında Granikos Çayı'nda  III.Dareios'un Pers ordusunu yenmiştir. Bundan sonra bölge Persler'den temizlenmiş ve Makedonyalıların hakimiyeti altına girmiştir. MÖ 323 İskender'in Babil'de ölümü üzerine generalleri arasında çıkan savaşlardan sonra Mysia bölgesi Selevkos'lara bağlandı. MÖ 238-263'te Pergamon Krallığı'nın hakimi olan Attaloslar döneminde bölge, Pergamon  yönetimine girmiştir. MÖ 133'te Pergamon Kralı III.Attalos'un vasiyeti üzerine bölge, Roma hakimiyetine geçti. MÖ 88'de Adramytion hakimi Diador, Pontus Kralı Mitridates'in tarafını tutarak çevrede bulunan Latince konuşan binlerce insanı öldürttü. Sonra da Romalıların intikamından korkarak intihar etti. Roma İmparatorluğunun ikiye bölünmesinden sonra (MS 395) buraları da merkezi Bizans olan Doğu Roma yönetiminde kaldı. Bu devirde Balıkesir ve çevresi Bizans eyalet sistemi içinde Obsikion Theması teşkilatı içinde kaldı. Körfez bölgesi bu thema içinde Noecastron Theması'na bağlı idi. MS 670'de İstanbul'u kuşatmaya gelen Arap ordusu Kyzikos'u ele geçirerek yedi yıl burada kaldılar. 718'de ikinci defa İstanbul'u kuşatmaya gelen Ararplar Bergama ve Edremit bölgesini yağmaladılar.</p>
<p style="text-align: left;">Malazgirt Savaşı'ndan (1071)sonra,   Süleymen Şah Balıkesir bölgesine gelerek  Kyzikos'u ele geçirdi(1080), 1081'de Ulubat gölü kıyısında bir Bizans ordusu yok edildi. Kyzikos ve Poimanenon (Manyas) Türklerin elinde kaldı. 1085'de Süleyman Şah doğuda savaşırken emirlerinden İlhan Bey kısa süre önce ellerinden çıkmış olan Kyzikos, Apollonia, Poimanenon ve Edincik dolaylarını geri aldı. 1086'da Vezir Ebu Kasım, Süleyman Şah'ın ölümü üzerine ayaklanan bazı emirleri bastırıp birleştirdi. Buraya yerleşen Türkmen beylikleri  ilk kez denizcilikle uğraşmaya başladılar. 1090'da Bizans İmparatoru 1. Aleksios Komnenos Mysia'da yerleşmeye çalışan Türkmenler üzerine kumandan Eufuryanis Alexaders'i yolladı. Apollonia'yı kuşatan Bizanslılar kanlı savaşlardan sonra kale kumandanı İlhan'ı iç kaleye sığınmak zorunda bıraktılar.Bu olayı duyan Türkmenler yardıma gelince Bizanslılar geri çekildiler. Ertesi yıl  Bizans ordusu, önce Kyzikos'u aldı, sonra bir baskınla Apollonia'yı da ele geçirerek kaledekilerle birlikte kumandanı da esir etmişlerdir.</p>
<p style="text-align: left;">Vezir Ebu Kasım'ın kardeşi İlgazi İznik'te baş kaldırınca (1092), I.Kılıçaslan tarafından yenilgiye uğratılarak  Marmara kıyıları ve Edremit körfezi'ne kadar olan yerler ele geçirildi. Buradan Ege adalarına ve Midilli'ye akınlar yapıldı.  Aynı yıl İzmir emiri Çaka Bey'de Edremit'ten Abydos'a kadar olan kıyıları zaptetti. Ne var ki Haçlı seferleri sırasında buradaki Türkmen boyları etkisiz hale getirildi ve bundan sonra, yöreye hakim olan Bizanslılar Türkmenlerin ilerlemesi karşısında fazla direnemedilerse de bölge Bizanslılar ile Türkmenler arasında sürekli el değiştirdi. Sonunda 1280 yıllarında Karasi Beyliği Germiyanoğlu yakup bey ile beraber Mysia bölgesine girdiler ve buraya hakim oldular.</p>
<p style="text-align: left;">XIV.yüzyılın başlarında Karasi Beyliği merkezi Balıkesri olmak üzere burada kuruldu. Karasi Beyliği önce Anadolu Selçuklularına, 1308-1335 yıllarında da İlhanlılara bağlı kaldı. karasi beyliğinin toprakları 1345'te Osmanlıların eline geçmiştir. XVI. yüzyıl ortalarında Celali Ayaklanmaları burada meydana gelmiştir. XV-XIX.yüzyılları arasında Balıkesir Anadolu eyaletine bağlı bir sancak konumundaydı. XVIII.yüzyılın ikinci yarısında merkezi otoritenin zayıflaması ile birlikte, burası çeşitli ayaklanmalara sahne olmuştur. 1836 yılında yeni oluşturulan Hüdavendigâr Müşirliğine, 1840'da Hüdavendigâr eyaletine bağlanmış, 1845'te merkezi Manisa'da olan Saryhan eyaletine katılmıştır. Balıkesir 1888'de kısa bir süre içerisinde vilayet olmuştur. II.Meşrutiyetten sonra yeniden sancak olarak yönetilmiştir. I.Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı sırasında yöre, önemli olaylara sahne olmuştur. İzmir'in işgalinden sonra Yunan ilerlemesine karşı burada toplanan Balıkesir Kongresi'nde direnme kararı alınmış ve Kuvayı Milliye ile birlikte başarılı direniş yapmışlardır. Balıkesir'de Yunan işgali 30 Haziran 1920'den 6 Eylül 1922'ye kadar sürmüştür. İstiklâl Savaşı'ndan sonra 1923 yılında il merkezi olmuş ve 1926 yılında Karesi ismi Balıkesir olarak değiştirilmiştir.</p>

<p style="text-align: left;">Balıkesir yöresinde Adramytteion Thebai, Adramyttion, Akhyraous, Antandros, Artaka (Erdek), Artemea, Astyra, Aureliane (Havran), Daskleion, Hadrianoutherai, Koryhantis (Coryphas), Kytonion, Kyzikos, Passandra, Poimanenon (Eski manyas), Podoselene, Prokennesos (Marmara Adası), Pyrrha, Zeleia (Sarıköy) antik kentleri bulunmaktadır.
Tarihi yapılar yönünden oldukça zengin olan yörede, Yıldırım Külliyesi (Eski Cami), Zağanos Paşa Külliyesi (1461), Yeşilli Cami (Hisariçi Camisi), Tahtalı Cami (1452), Hakkı Çavuş Camisi (1352), İbrahimağa camisi, Hacıömer (Martlı) Cami (1571), Hacı Ali Bey Camisi, Karaoğlan Camisi, Kasaplar Camisi, İbrahimbey Camisi (1466), Sefer Ağa Camisi, Vicdaniye Camisi, Eminağa Camisi (1897), Çınarlı Cami (1905), Alaca Mescid Camisi, Umurbey Camisi, Hamidiye Camisi (1898) Şeyh Lütfullah Camisi, Hacı Kaya Cami, Kırımlılar Camisi (1862), Kayabey Camisi (1907), Ali Suuri Medresesi, Karasi Bey Türbesi, Hayrettin Efendi Türbesi, Sinan Efendi Türbesi (XV.yüzyıl), Paşa Sultan Türbesi (1472), Balım Sultan Türbesi, Hasan Baba Türbesi, Çırpıllı Dede Türbesi, Fatma Sultan Türbesi,Yıldırım Köprüsü, Paşa Hamamı (1461) ve Saat Kulesi bulunmaktadır. Bunların yanı sıra da yörede çeşitli kaplıcalar, mesire yerleri ile müzeler bulunmaktadır.</p>
<p style="text-align: left;"><a href="http://www.kenthaber.com/IlDetay.aspx?ID=14" target="_blank">Alın</a>tı...</p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://bilgialemi.blogsayfasi.com/balikesir-genel-bilgi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Hakkari</title>
		<link>http://bilgialemi.blogsayfasi.com/hakkari/</link>
		<comments>http://bilgialemi.blogsayfasi.com/hakkari/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 12 May 2008 13:50:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>bilgialemi</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Tarihi Mekanlar]]></category>

		<category><![CDATA[bilgi]]></category>

		<category><![CDATA[genel]]></category>

		<category><![CDATA[gezelim görelim]]></category>

		<category><![CDATA[tarih]]></category>

		<category><![CDATA[şehirlerimiz]]></category>

		<category><![CDATA[bilgi alemi]]></category>

		<category><![CDATA[bilgialemi]]></category>

		<category><![CDATA[blogsayfasi]]></category>

		<category><![CDATA[blogsayfasi.blogspot.com]]></category>

		<category><![CDATA[hakkari]]></category>

		<category><![CDATA[hakkari bilgi]]></category>

		<category><![CDATA[hakkari hakında genel bilgi]]></category>

		<category><![CDATA[hakkari hakkında bilgi]]></category>

		<category><![CDATA[illerimiz]]></category>

		<category><![CDATA[kemalpasailcesi]]></category>

		<category><![CDATA[tarihimiz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://bilgialemi.blogsayfasi.com/hakkari/</guid>
		<description><![CDATA[Doğu Anadolu Bölgesi’nde yer alan Hakkari, doğuda İran, güneyde Irak, güneybatıda Mardin, batıda Siirt, kuzeyde de Van illeri ile çevrilidir. Türkiye’nin en çok engebeli ve dağlık yörelerinden birinde yer alan Hakkari’nin büyük bir bölümünü oluşturan dağlar, batı-doğu yönünde uzanır. Güneydoğu Torosların bu ildeki uzantıları Hakkari Dağları’dır. Hakkari Dağları’nın il sınırı içerisinde kalan kolları, Botan, Habur, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<img src="http://www.hakkarimuftuluk.gov.tr/hakkari_merkez.jpg" align="left" height="319" width="426" />Doğu Anadolu Bölgesi’nde yer alan Hakkari, doğuda İran, güneyde Irak, güneybatıda Mardin, batıda Siirt, kuzeyde de Van illeri ile çevrilidir. Türkiye’nin en çok engebeli ve dağlık yörelerinden birinde yer alan Hakkari’nin büyük bir bölümünü oluşturan dağlar, batı-doğu yönünde uzanır. Güneydoğu Torosların bu ildeki uzantıları Hakkari Dağları’dır. Hakkari Dağları’nın il sınırı içerisinde kalan kolları, Botan, Habur, Büyük Zap (Çığlı) akarsuları ve kollarının vadileri ile parçalanmıştır. Bu vadiler çok dar ve diktir. Hakkari Dağları, Büyük Zap Suyunun batısında ve doğusunda olmak üzere iki kısma ayrılır. Büyük Zap Suyunun batısındaki yükseltiler; Karacadağ (Termo Dağı 3.275 m.), Tanintanin Dağı (3.055 m.), karadağ (3.752 m.) ve Altın Dağı’dır (3.356 m.). Zap Suyunun doğusundaki yükseltiler ise daha yüksek ve yalçın doruklardan oluşmaktadır. Cilo DağıCilo Dağı Hakkari’nin doğusundaki Sümbül Dağı (3.607 m.) başlar. Cilo Dağı’nın en önemli yükseltileri, Uludoruk (Reşko-Gelyaşin) (4.135 m.), Suppa Durek (4.060 m.), Kareğri Sivrisi (3.900 m.), Maunsell Sivrisi (3.850 m.), Koşe Durek (3.700 m.), Karakülah Doruğu (3.750 m.) ve Gelyano Doruğudur (3.650 m.). Cilo Dağı Türkiye’deki ana karanın en yüksek noktasıdır. Hakkari Dağları Şemdinli yöresinde İran sınırındaki dağlarla birleşir. Buradaki önemli yükseltiler Mordağ (3.807 m.), karadağ (3.197 m.) ve Çimen Dağıdır (3.170 m.). Yüksek kesimlerinde buzullara ve göllere rastlanan bu dağların dorukları sürekli karlıdır.<span id="more-57"></span>

Hakkari toprakları Dicle Havzası içerisinde yer almaktadır. Dicle’nin kollarından Zap Suyuna dökülen Nehin ve Şemdinli gibi çaylar tarafından parçalanmıştır. İlin en önemli düzlüğü Yüksekova’nın kuzey ve doğusundaki dağların yamaçlarından doğan Nehil Çayının oluşturduğu Gevar (Yüksekova) Ovası’dır. İlde ovaların sınırlı olmasına karşılık platolar daha geniş bir alanı kaplamaktadır. Dağların yüksek kesimlerinde platolar uzanmaktadır. Bu düzlüklerden başlıcaları Nordüz, Faraşin, Mirgezer ve Mendin’dir. Nordüz Platosu’nun çok küçük bölümü , Hakkâri sınırları içerisinde kalmaktadır.Van’nın Çatak yöresinde başlayan plato Hakkari il merkezinin kuzeyindeki Karadağ’a dek uzanır.Güneybatıda , Beytüşşebap yöresindeki Feraşin platosuyla birleşir. Nordüz Platosunun , en alçak yeri 2.100 m. en yüksek yeri 2.750 m. civarındadır.

İldeki dağların doruklarında ve doruğa yakın yerlerinde çok sayıda göl bulunmaktadır. Bunların en önemlilerinden biri Uludoruk Buzulunun kuzeydoğusundaki Gelyana Gölüdür.

İl merkezinin denizden yüksekliği 1.720 m. dir. Yüzölçümü 7.228 km2 olup, toplam nüfusu 236.581’dir.

İlde ekonomi ekilebilir alanların azlığı ve iklimin sertliği nedeniyle büyük ölçüde hayvancılığa dayalıdır. Hayvancılık genellikle yaylacılık yöntemiyle yapılmakta olup, küçükbaş hayvan besiciliği yapılmaktadır. Hayvansal üretime dayalı otlu peynir, teleme peyniri, kıl, yapağı ve deri üretilir. Arıcılık da yapılmaktadır. Sınırlı miktarda olmakla birlikte Yetiştirilen bitkisel ürünler ise, buğday, arpa, mısır, darı, çeltik, şeker pancarı, tütün, nohut, fasulye, soğan ve patatestir. Sulanabilen yörelerde de ceviz, elma, armut, nar, üzüm ve dut yetiştirilir. İldeki sanayi tesisleri Yüksekova’daki Türkiye Süt Endüstrisi Kurumu’nun (SEK) Sekmama işletmesi ile Et ve Balık Kurumu tarafından yaptırılan Van Et sanayi Müessesine bağlı kombina, Şemdinli’de tütün bakım evi, merkezdeki oto bakım ve onarım atölyeleridir. 1968’den bu yana kalkınmada öncelikli iller kapsamına alınan Hakkari, 1970’lerde ulaşım olanaklarının geliştirilmesi ile ülke pazarına açılmaya başlamıştır.

Bölgede yapılan arkeolojik araştırmalar, (MÖ. 100.000-40.000) Orta Paleolitik Çağda yörede geçici bir yerleşmenin olduğunu göstermektedir. Bu yerleşim Neolitik dönemde de sürmüştür. Bölgedeki yerleşmenin Neolitik dönemde de sürdüğünü ortaya koyan belgeler, il sınırları içinde değişik yerlerde bulunan kaya resimlerdir. Bu resimlerin önemli bir bölümünü Hakkari’nin güneydoğusundaki Gevaruk vadisinde bulunanlar oluşturmaktadır. Bu vadide, 2600 metre yükseklikteki bir çok kayalara kazınmış 1.000 dolayında resim bulunmuştur. Neolitik dönemde Hakkâri yöresinde yaşayanların avcılık, hayvancılık ve tarımla uğraştıklarını belgeleyen bu resimler, İspanya ve Kuzey Afrika’da bulunan kaya resimleriyle büyük benzerlik göstermektedir.

MÖ.7000’den itibaren yerleşime sahne olan Hakkari yöresi Urartular, Asurlular, Kimmerler, Medler ve Perslerin egemenliği altında kalmıştır. Daha sonra Atropaten Krallığı, Seleukos ve Part egemenliğine girmiştir. MÖ.II.yüzyılda Hakkari yöresinin doğu kesimi Atropaten, güney kesimi de Gordia ismi ile anılmakta idi.

MÖ.I.yüzyılda Romalılar ile Partlar arasında çekişmeye neden olan yöre, Arsaklılar yönetiminde Moksuan adı ile anılmıştır. MÖ.III.yüzyılda Romalılar ile Sasaniler arasında, MÖ.IV.yüzyılda da Hoşap KalesiBizanslılar ile Sasanilerin çekişmelerine sahne olmuştur. VII.yüzyılda Arap akınlarına uğramıştır. Ardından Selçuklu, İlhanlı, Karakoyunlu, Akkoyunlu ve Safevilerin akınlarına uğramış, ancak dağlık yapısı nedeni ile çok fazla etkilenmemiştir. Genellikle bağımsızlıklarını koruyan aşiret beyliklerinin merkezi olmuştur.

Malazgirt Savaşı’ndan (1071) önce, 1054’te Tuğrul Bey yönetiminde Van gölü çevresine dek gelen Türkmenler, Çoruh Vadisinden Parhan Dağlarına uzanan yöreye akınlar yapmışlardır. Bu arada Hakkari’yi de bir süre ele geçirmişler, ancak kent halkının büyük tepkisi ile karşılaştılar. Bir süre sonra Hakkari ve çevresinde Musul Atabeleri (Zengiler) egemenlik kurmaya çalışmışlar, 1142’de İmadeddin Zengi (1127-1146) Hakkari’ye bağlı Aşup (Calap) Kalesini ele geçirmiş, kalenin yerine, kendi adını verdiği İmadiye Kalesini kurmuştur. Yörede egemenlik kuran aşiretlerin en önemlileri, Pınyanişler, Zibariler, Dımbilli Zazaları ve Ertuşiler’dir.

İmadiye Beyliği 1402’de Hakkari beyliğinden ayrı olarak kurulmuş ve varlığını 300 yıla yakın bir süre korumuştur. Bu beyliği yönetenlere, kurucusu Bahaddin Bey’in adından dolayı Bahaddinan Beyleri denilmiştir. Abbasi soyundan geldiklerini öne sürmelerine karşın, bu beylerin kökenlerine ilişkin fazla bir bilgi bulanmamaktadır.

Hakkari 1534’te Osmanlı yönetimine geçmesine karşın 1535’te yine Safevilere bağlanmıştır. Bu durum, Hakkari’nin uzun süredir savaşmakta olan İran ile Osmanlılar arasındaki sınır bölgesinde bulunmasından kaynaklanmıştır. Her iki yan da, yöredeki aşiret beylerine çeşitli ödünler vererek bölgeyi ellerinde tutmak istemişler, bu nedenle de Hakkari ve çevresi Osmanlılar ve Safeviler arasında birkaç kez el değiştirmiştir. Hakkari’nin İmadiye ve Şemdinli kesimleri ise uzun bir süre Şembu Beylerinden ayrı olarak İmadiye Beyliğince yönetilmiştir.

V.yüzyılda oluşan Hıristiyan mezhebi Nasturiler, eskiden Gülırmak veya Culamerg adları ile de bilinen Çölemerik’i XVII.yüzyıldan XX.yüzyıl başlarına kadar merkez edinmişlerdir. XIX.yüzyıl sonlarında Van vilayetine bağlı Hakkari sancağının merkez kazası olan Çömerik, 1915’ten 1918’e kadar Rusların ve Nasturilerin işgali altında kalmıştır.

Cumhuriyetin ilanından sonra 1936’da Van’a bağlanmış, 1936’da yeniden il yapılan Hakkari’nin merkezi durumuna getirilmiştir.

Hakkari’de günümüze gelebilen tarihi eserler arasında; Gevaruk, Peştazare ve Trişin Kaya Resimleri, Dirheler, Hakkâri, Bay ve Dez Kaleleri, Hırvata Kent Kalıntıları, Meydan Medresesi. Taş Köprü, Kırmızı Kümbet Mezarlığı, Kaya Resimleri, Koç Heykeli, Meydan Medresesi, Halil Kilisesidir.

<a href="http://www.kenthaber.com/IlDetay.aspx?ID=37" title="hakkari" target="_blank">alın</a>tı]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://bilgialemi.blogsayfasi.com/hakkari/feed/</wfw:commentRss>
<br />
<b>Warning</b>:  Invalid argument supplied for foreach() in <b>/home/admin/domains/blogsayfasi.com/public_html/wp-includes/feed.php</b> on line <b>164</b><br />
		</item>
		<item>
		<title>Şanlıurfa</title>
		<link>http://bilgialemi.blogsayfasi.com/sanliurfa/</link>
		<comments>http://bilgialemi.blogsayfasi.com/sanliurfa/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 07 May 2008 15:57:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>bilgialemi</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Tarihi Mekanlar]]></category>

		<category><![CDATA[bilgi]]></category>

		<category><![CDATA[genel]]></category>

		<category><![CDATA[gezelim görelim]]></category>

		<category><![CDATA[tarih]]></category>

		<category><![CDATA[şanlı urfa hakında bilgi]]></category>

		<category><![CDATA[şanlıurfa]]></category>

		<category><![CDATA[şanlıurfa tanıtım]]></category>

		<category><![CDATA[bilgi alemi]]></category>

		<category><![CDATA[bilgiaelmi]]></category>

		<category><![CDATA[blogsayfasi]]></category>

		<category><![CDATA[doğu]]></category>

		<category><![CDATA[güzellik]]></category>

		<category><![CDATA[illerimiz]]></category>

		<category><![CDATA[mekan]]></category>

		<category><![CDATA[tarihi yerler]]></category>

		<category><![CDATA[urfa]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://bilgialemi.blogsayfasi.com/sanliurfa/</guid>
		<description><![CDATA[Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde bir il olan Şanlıurfa, doğusunda Mardin, batısında Gaziantep, kuzeyinde Adıyaman ve Diyarbakır, kuzeybatısında yine Diyarbakır, güneyinde ise Suriye sınırı ile çevrelenmiş bir sınır şehridir. Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin orta kesiminde yer alan Urfa’nın büyük bölümü yükseltisi fazla olmayan düzlüklerden oluşmaktadır. Suriye’nin kuzeyindeki düzlüklere ve Fırat Vadisine doğru gittikçe alçalan bu düzlüklere Şanlıurfa Platosu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<img src="http://www.kenthaber.com/Resimler/2006/05/15/00011775.jpg" alt="urfa" align="left" height="238" width="420" />Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde bir il olan Şanlıurfa, doğusunda Mardin, batısında Gaziantep, kuzeyinde Adıyaman ve Diyarbakır, kuzeybatısında yine Diyarbakır, güneyinde ise Suriye sınırı ile çevrelenmiş bir sınır şehridir. Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin orta kesiminde yer alan Urfa’nın büyük bölümü yükseltisi fazla olmayan düzlüklerden oluşmaktadır. Suriye’nin kuzeyindeki düzlüklere ve Fırat Vadisine doğru gittikçe alçalan bu düzlüklere Şanlıurfa Platosu ismi verilir.

İlin kuzeydoğu kesimini Karacadağ’ın batı bölümü engebelendirir. Sönmüş bir yanardağ olan Karacadağ’ın püskürttüğü lavlar geniş bir alana yayılmıştır. Buradaki en yüksek nokta Karacadağ’ın batısındaki Mandal Tepesi’dir (1.895 m.). Bunun dışında Şanlıurfa platosu üzerinde Harran ile Viranşehir ovaları arasındaki Tektek Dağı (749 m.) ve Kaşmer Dağı’dır (954 m.). Urfa’da Karacadağ’ın güneybatısında Takırtukur Dağları, bunun batısında Yılanlı Dağ, Viranşehir’in güneydoğusunda Karatepe ve Kepez Dağları, Tektek Dağlarının kuzeybatısında Susuz Dağları (801 m.), İl merkezi yakınında Germüş Dağları (770 m.), İlin güneyinde Nemrut Dağları (800 m.), Şanlıurfa-Suruç yolu üzerinde Şebeke Dağları ile Birecik-Suruç yolu üzerinde Şebeke Dağları, Arat Dağları (840 m.) bulunmaktadır. Ayrıca Beş Mağara Dağları, Cudi Dağı, Direkli Tepeleri, Kaşmer Dağı, Korçik Dağı, Sakızlı Dağı, Molla Ömer Dağı, Kalkan Dağı, Nohutçuk Dağı, Külaplı Tepesi ilin diğer yükseltileridir.<span id="more-56"></span>

Şanlıurfa yapı bakımından III.Jeolojik zamanın son katı olan Poliosen bölümünün karakterini göstermektedir. Eski dünyanın bir bölümü ile birlikte oluşmuştur. Kıvrımlar oluşumundan önce Anadolu’nun bulunduğu sahada Thitys adı verilen bir deniz bulunmaktaydı. Üçüncü Zamanın sonu ve Dördüncü Zamanın başlangıcında gerçekleşen yan basınçlar ve patlamalardan pek etkilenmeyen Şanlıurfa, üzerinde bulunduğu sert kütle üzerinde biraz yükselmiş ve yer yer kıvrılmalara uğramıştır.

Suruç Ovası ile Harran (Altınbaşak) Ovası ilin diğer düzlükleridir. Şanlıurfa’nın en önemli ovası olan Harran Ovasının doğusunda Viranşehir Ovası, batısında da Suruç Ovası yer almaktadır.Ayrıca Fırat Nehri kenarında Halfeti Ovası, Bozova Ovası, Hilvan Ovası ve Karacadağ’ın püskürttüğü lavlarla örtülü Siverek Ovası bulunmaktadır.

Şanlıurfa, dünyanın ve Türkiye’nin en önemli bölgesel kalkınma projesi olan GAP’ın (Güneydoğu Anadolu Projesi) merkezi durumundadır.

İl topraklarını batı, kuzeybatı ve kuzeyde doğal sınırı oluşturan Fırat Nehri sulamaktadır. Siverek Maktalan Geçidi civarında Şanlıurfa topraklarına giren Fırat Nehri, Suriye’ye yönelir. Bu nehir üzerinde Atatürk Barajı, Birecik Barajı, Karakaya ve Kargamış Barajları bulunmaktadır. Bu nehrin suyu iki tünel ile Harran Ovası ve çevresini sulamaktadır. Culap Suyu ile Habur Suyu da ilin diğer önemli akarsularındandır. Bunların dışında; Direkli Suyu, Süleyman Pınarı, Anzeli Pınar, Bamya Suyu, Kerhiz Suyu, Germüş Suyu, Belih Suyu, Cülmen Suyu, Kırkpınar Suyu, Karakoyun, Aligör, Yukarı Koymat, Gölpınar, Çamurlu, Belik, Cavsak, Karaköprü ve Tülmen Deresi bulunmakta olup, bu akarsuların bir çoğu yaz aylarında kurumaktadır.

Hacıhıdır ile Atatürk Barajının oluşturduğu yapay göller bulunmaktadır. İlin kuzey ve kuzeybatısındaki bazı alanlar Atatürk Baraj Gölünün suları altında kalmıştır. Deniz seviyesinden ortalama 518 m. yükseklikteki Şanlıurfa’nın yüzölçümü 18.584 km2, toplam nüfusu 1.436.956’dır.

Şanlıurfa bitki örtüsü Step görünümündedir. Nehir boylarında söğüt, kavak gibi ağaç toplulukları görülmektedir. Fırat Nehri havzasında erozyonu önlemek amacı ile ağaçlandırma çalışmaları yapılmaktadır.

İlde Karasal İklim hüküm sürmektedir. Yazları kurak ve çok sıcak, kışları yağışlı ve kısmen ılıman geçer. Kontinental (kara) iklim özelliğinden ötürü sıcaklık farklılıkları görülmektedir. Şanlıurfa’da yıllık ortalama yağış 462 mm.dir. Yıllık ortalama sıcaklık 18.6 C.dir.

İlin ekonomisi tarım, hayvancılık, turizm ve sanayie dayalıdır. Yetiştirilen tarımsal ürünlerin başında; buğday, arpa, kırmızı mercimek, çiğit, karpuz, kavun, domates, üzüm, pamuk, patlıcan gelmektedir. Ayrıca az miktarda kayısı, erik, zeytin yetiştirilir. Güneydoğu Anadolu Projesi kapsamında olan Şanlıurfa’da tarım üretimi sürekli artış göstermektedir. Hayvancılıkta sığır, koyun ve kıl keçisi yetiştirilir. Birecik’te Kelaynak Kuşları, Ceylanpınar’da da Ceylanlar için üretme istasyonları kurulmuştur. GAP bölgesi ve Şanlıurfa’daki anıtlar turizm yönünden il ekonomisinde önem taşımaktadır.

Kalkınmada öncelikli iller kapsamındaki Şanlıurfa’daki sanayii daha çok tarıma dayalıdır. İldeki başlıca sanayi kuruluşları; un, şarap, meyve suyu, yem, yün ipliği, çimento, tarım alet ve makineleri üreten fabrikalar, et kombinası, süt ürünleri işletmesi, zeytinyağı ve sabun üretim tesisleri ile halı ve pamuklu dokuma kuruluşlarıdır.

Şanlıurfa yer altı kaynakları bakımından oldukça yoksuldur. Bozova’da fosfat, Suruç’ta tuğla-kiremit hammaddesi içeren cevher yatakları bulunmaktadır.

Urfa’nın eski ismi Şemseddin Sami’nin Kamusü’l Alamı’na göre; “Ur�? ya da “Urelkeldaniyn�? olup, Büyük İskender’in fethinden sonra Makedonyalılar bu şehri vatanlarındaki Edessa (Vodina) kasabasına benzeterek bu adla ve “Akarsuları güzel�? anlamına gelen “Kaliroe�? olarak adlandırmışlar, Araplar da “Kaliroe�? isminden esinlenerek buraya “Ruha�? ismini vermişlerdir. Prof. Fikret Işıltan’a göre İslam döneminde Diyarı Mudar olarak da adlandırılan bölgedeki Urfa’ya Osrhoene Krallığı döneminde verilen “Osrhoene�? adının, Kentin Makedonyalılar tarafından “Edessa�? ismi ile yeniden kuruluşundan, Süryanice “Urhai-Orhai�? olan önceki isminin, Arapça “Er-Ruha�?nın Latinleştirilmiş biçimi olduğu sanılmaktadır.

Aşağı Fırat Projesi kapsamında Fırat Nehri kıyılarında, Sultantepe’de, Göbeklitepe’de ve baraj göllerinin altında yapılan kurtarma kazıları yörenin tarihine ışık tutmuştur. Buna dayanılarak Şanlıurfa’da Neolitik Çağ (MÖ.10000-5500) ve sonrasında yoğun bir yerleşmenin olduğu ortaya çıkmıştır. Asur tabletlerine göre burası MÖ.2000’lerde Hurriler ile Mitannilerin yerleştiği bir yerdi. Hitiler Mitanni krallığını ortadan kaldırdıktan sonra yöreye yerleşmişler, MÖ.XI.yüzyıldan sonra da Mezopotamya’dan kuzeye doğru göç eden Aramiler buraya yerleşerek Bit-Adini Krallığını burada kurmuşlardır. MÖ.857’de Asurlulara bağlanan ve sonra Medlerin saldırısına uğrayan yöre, bir süre Babillerin egemenliği altında kalmıştır. MÖ.VI.yüzyılda Persler yöreye hakim olmuş ve buranın ticaretinin ve tarımının gelişmesinde büyük payları olmuştur. MÖ.IV.yüzyılda Büyük İskender Persleri Anadolu’dan çıkardıktan sonra yöreye de hakim olmuştur. İskender’in ölümünden sonra da Seleukosların hakimiyetine girmiştir. I.Seleukos tarafından MÖ.303’te bugünkü Urfa’nın bulunduğu yerde Edessa kenti kurulmuştur.

Edessa’nın, ilk kuruluşu ile ilgili kesin bilgi olmamakla birlikte, Arap tarihçisi Ebul Faraç’a göre, Nuh Tufanı’ndan sonra yeryüzünde kurulan ilk yedi yerleşim merkezinin ilki ve en önemlisidir. Hz. Adem’in çiftçilik yaptığı, Hz. İbrahim Halil, Hz. Eyyüp, Hz. Şuayp, Hz. Elyasa gibi peygamberlerin yaşadığı bu bölge bugün “Peygamberler Şehri�? olarak anılmaktadır. Hıristiyanlar, Hz. İsa’nın mendilinin Şanlıurfa’da bulunmuş olmasından dolayı buraya Dir-Mesih adını vermişlerdir.

Musevi, Hırıstiyan ve İslâm peygamberlerinin atası olarak nitelenen Hz.İbrahim Urfa’da doğmuş, Nemrut ve onun yaptığı putlarla mücadele ettiği için burada ateşe atılmıştır. Lut Peygamber, amcası Hz. İbrahim’in Urfa’da ateşe atıldığını görmüş ve daha sonra buradan Sodam’a gitmiştir. Hz.İbrahim’in torunu İsrafiloğulları’nın atası Yakup Peygamber burada yaşamış ve Urfa’da ölmüştür. Bu nedenle Şanlıurfa inanç turizmi yönünden önem taşımaktadır.

Seleukoslardan sonra Mısırlılar, ardından Aramiler yöreyi ele geçirmiştir. MÖ.132’de burada Abgar, sonra da Osrhoene olarak isimlendirilen bir krallık kurulmuştur. Ermeni Krallığı yönetiminde yağmalanan, bir süre Partların denetiminde kalan Osroene Krallığı MÖ.I.yüzyıl sonlarında Romalılara bağlanmıştır. Romalılar ile Partlar arasında zaman zaman el değiştiren Osroene Krallığı, MS.117’de tamamı ile Roma’nın egemenliğini kabul etmiştir. Aramiler birçok kez Roma’ya karşı ayaklanmışlarsa da bu ayaklanmalar bastırılmıştır. Yöre III.yüzyıl ortalarında Sasanilerin, VII. Yüzyılda Arapların saldırısına uğramış, X.yüzyılda Bizanslılarla Mervaniler arasında el değiştirmiştir.

Bizans’ın hakim olduğu dönemde Ermeni komutanı Philaretos’un yönetimine girmiş, bunu Selçuklu ve Kilikyalı Thoros’un yönetimi izlemiştir. Haçlı Seferleri sırasında 1098’de burada Urfa Haçlı Kontluğu kurulmuştur. 1144’te Musul Atabeklerinden Zengilerin, 1182’de de Eyyubilerin yönetimine girmiş, 1232’de Mısır Eyyubilerine bağlanmıştır. Anadolu Selçukluları ile zaman zaman el değiştiren yöreye Harezmliler hakim olmuş Moğollar tarafından yağmalanmıştır. Anadolu Selçuklularının yıkılmasından sonra da Türkmen aşiretleri buraya yerleşmiş, 1399’da Timur’un, XV.yüzyıl başında da Akkoyunluların eline geçmiştir. Memluklular 1429’da yöreyi yağmalamış, ardından Safaviler yöreye egemen olmuş, 1517’de Yavuz Sultan Selim zamanında Osmanlı topraklarına katılmıştır.

Osmanlı döneminde Celali ayaklanmalarından Karayazıcı’nın başlattığı ayaklanma Urfa’yı etkilemiştir. XIX.yüzyıl sonlarında Halep Vilayetinin Urfa sancağına bağlı olmuşsa da ilin kuzey ve doğusundaki bazı kısımlar Diyarbakır vilayetinin sınırları içerisinde kalmıştır. Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşanın 1839’da isyan etmesi üzerine Sultan II.Mahmut bu isyanı bastırmak üzere Hafız Mehmet Paşayı görevlendirmiştir. Hafız Mehmet Paşa ile Kavalalı Mehmet Ali Paşanın oğlu İbrahim Paşanın 20 Haziran 1839’da Birecik’te yaptıkları savaş Mısırlıların lehine sonuçlanınca Urfa 4 yıl boyunca Mısırlıların elinde kalmıştır. Urfa 1912 yılında bağımsız bir sancak konumuna getirilmiştir.

I.Dünya Savaşı’ndan sonra24 Mart 1919’da İngilizlerin işgaline uğramış, onların çekilmesinden sonra 30 Ekim 1919’da Fransızlar tarafından işgal edilmiştir. Bu işgale karşı yöre halkı karşı koymuş ve bunun sonucu olarak 11 Nisan 1920’de işgalciler Urfa’dan çekilmişler, 4 Haziran 1920’de de tüm yöreyi boşaltmışlardır.

Cumhuriyetin ilanından sonra da il konumuna getirilmiştir. Urfa milletvekili Osman Doğan ve 17 arkadaşının, Kurtuluş Savaşında gösterdiği kahramanlıktan dolayı Urfa ili adının “Şanlıurfa�? olarak değiştirilmesine ilişkin kanun teklifi TBMM tarafından 12.6.1984 tarihinde kabul edilerek kanunlaşmıştır.Urfa ilinin adının Şanlıurfa olarak değiştirilmesi hakkındaki 3020 sayılı kanun 22 Haziran 1984 tarih 18439 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

Şanlıurfa’da günümüze gelebilen tarihi eserler arasında; Harran Höyüğü (MÖ.3000-MS.XIII.yüzyıl), Harran Bazda Mağaraları, Harran Çoban Mağaraları, Şuayp Şehri Kalıntıları, Sogmatar Kalıntıları, Pognon Mağarası, Betik Yapısı, Harran’da Sin Mabedi (MÖ.2000), Aziz Paulos-Aziz Petrus Kilisesi, Germüş Köyü Kilisesi, Deyr Yakup Manastırı, Harran Üniversitesi (718-913), Harran Şehir Surları, Harran Kalesi, Urfa Kalesi, Urfa Şehir Surları, Harran Ulu Camisi, Şeyh Yahya Hayat El Harrani Cami ve Türbesi (XII.yüzyıl), Cabir El-Ensar Cami ve Türbesi, İmam Bakır Cami ve Türbesi, Han El-Ba’rür Kervansarayı (1228), Eyüp Nebi Köyü Peygamber Mezarları, Eyüp Peygamber Türbesi, Rahime Hatun Türbesi, Elyesa’Peygamber Türbesi, Urfa Ulu Camisi, Arabi Camisi, Asım Paşa Mescidi, Behramlar Camisi, Çakeri Camisi, Dabbakhane Camisi, Eski Ömeriye Camisi, Hacı Lütfullah Camisi, Hacı Yadigâr Camisi, Halilür Rahman Camisi, Hasan Padişah Camisi, Hayrullah Camisi, Hekim Dede Camisi, Hizanoğlu Camisi, Hüseyin Paşa Camisi, İmam Sekkaki Camisi, Kadıoğlu Camisi, Kara Musa Camisi, Hüseyniye Mescidi, Kıbrıs Mescidi, Kudbettin Camisi, Mevlidi Halil Camisi, Mevlevihane Camisi, Miskinler Mescidi, Müderris Camisi, Narıncı Camisi, Nimetullah Camisi, Nur Ali Mescidi, Pazar Camisi, Rızvaniye Camisi, Siverekli Mescidi, Şeyh Benderiye Camisi, Tokdemir Mescidi, Tuzeken Camisi, Yusuf Paşa Camisi, Yeni Ömeriye Camisi, Selahattin Eyyubi Camisi, Fırfırlı Camisi, Circis Peygamber Camisi, Silvan Camisi, Afkan Tekkesi, Hindistani Tekkesi, Sadık Kalfa Tekkesi, Şeyh Mesut Tekkesi, Şeyh Saffet Tekkesi, Saat Kulesi, Firuz Bey Sebili, Şeyh Ebubekir Sebili, Hafız Süleyman Bozanefendi Çeşmesi, Şeyh Benderiye Çeşmesi, Mustafa Kemal Paşa Anıt Çeşmesi, Sütçü Abdurrahman Efendi Çeşmesi, Hekim Dede Çeşmesi, Emencekzade Çeşmesi, Veli Bey Hamamı, Sultan Hamamı, Vezir Hamamı, Cıncıklı Hamamı, Eski Arasa Hamamı, Serçe ve Şaban Hamamları, Gümrük Hanı, Titriş Kervansarayı, Çarmelik Kervansarayı, Mırbi Kervansarayı, Kazas Pazarı (Bedesten), Sipahi Pazarı, Sarraç Pazarı, ve Türk sivil mimari örneklerinden saraylar, köşkler, konaklar ve geleneksel Urfa evleri, Harran Evleri bulunmaktadır.

( http://www.kenthaber.com/IlDetay.aspx?ID=71 )]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://bilgialemi.blogsayfasi.com/sanliurfa/feed/</wfw:commentRss>
<br />
<b>Warning</b>:  Invalid argument supplied for foreach() in <b>/home/admin/domains/blogsayfasi.com/public_html/wp-includes/feed.php</b> on line <b>164</b><br />
		</item>
		<item>
		<title>Muş</title>
		<link>http://bilgialemi.blogsayfasi.com/55/</link>
		<comments>http://bilgialemi.blogsayfasi.com/55/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 05 May 2008 14:37:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>bilgialemi</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Tarihi Mekanlar]]></category>

		<category><![CDATA[bilgi]]></category>

		<category><![CDATA[genel]]></category>

		<category><![CDATA[gezelim görelim]]></category>

		<category><![CDATA[tarih]]></category>

		<category><![CDATA[bilgi alemi]]></category>

		<category><![CDATA[bilgialemi]]></category>

		<category><![CDATA[muş]]></category>

		<category><![CDATA[muş hakında bilgi]]></category>

		<category><![CDATA[muş ili]]></category>

		<category><![CDATA[muş yöresi]]></category>

		<category><![CDATA[tarihi muş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://bilgialemi.blogsayfasi.com/55/</guid>
		<description><![CDATA[Doğu Anadolu Bölgesi’nde il merkezi olan Muş, doğuda Ağrı’ya bağlı Patnos ve Tutak, Bitlis’in Ahlat ve Adilcevaz, kuzeyden Erzurum’un Karayazı, Hınıs, Tekman, Karaçoban, batıdan Bingöl’ün Karlıova ve Solhan, güneyden ise Diyarbakır’ın Kulp, Siirt’in Sason ve Bitlis’in Güroymak ve Mutki ilçeleri ile çevrilidir. Doğu Anadolu Bölgesi’nin oldukça yüksek kesiminde yer alan Muş, Güneydoğu Toroslara bağlı dağlarla [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<img src="http://www.neredennereye.com/resimler/mus/mus.jpg" align="left" height="327" width="432" />Doğu Anadolu Bölgesi’nde il merkezi olan Muş, doğuda Ağrı’ya bağlı Patnos ve Tutak, Bitlis’in Ahlat ve Adilcevaz, kuzeyden Erzurum’un Karayazı, Hınıs, Tekman, Karaçoban, batıdan Bingöl’ün Karlıova ve Solhan, güneyden ise Diyarbakır’ın Kulp, Siirt’in Sason ve Bitlis’in Güroymak ve Mutki ilçeleri ile çevrilidir. Doğu Anadolu Bölgesi’nin oldukça yüksek kesiminde yer alan Muş, Güneydoğu Toroslara bağlı dağlarla çevrilidir. Buradaki dağ kütleleri volkanik kökenli olup, kuzeyde Bingöl Dağları ile Akdoğan Dağı (2.879 m.), doğuda Top Dağı (2.256 m.) ve Süphan Dağı’nın batı uzantıları, güneyde Bilican Dağı’nın Karaburun Tepesi (2.754 m.), güneybatıda Karaçavuş Dağları (Haçreş Dağları), batıda da Şerafettin Dağı’nın doğu uzantıları bulunmaktadır. İlin orta kesimindeki platolar kuzeybatı-güneybatı doğrultusunda sırtlar halinde uzanırlar. Bunlar güneybatıda Karaçavuş Dağları ile birleşirler. Otluk Dağları ile Karaçavuş dağlarına Muş Güneyi Dağları ismi de verilmiştir.Doğu Anadolu Bölgesi’nin çöküntü alanının ucunda yer alan Muş Ovası ile Malazgirt Ovası ilin belli başlı ovalarıdır. Türkiye’nin en etkin faylarından olan Muş Ovası, Şerafettin Dağı, Bitlis Dağı’nın uzantıları, Nemrut Dağı ve Dut Dağları ile çevrelenmiştir. Yüksekliği 1.250 ile 1400 arasında değişen bu ova, 25 km. uzunluğundadır.<span id="more-55"></span>

İl topraklarını kuzeydoğu-güneybatı doğrultusunda akan Murat Nehri ile onun kolları ile Karasu Irmağı sulamaktadır.Güneybatıdaki küçük bir bölüm de Batman Çayı’nın başlangıç kolları ile sulanır. İlin başlıca gölleri ise Haçlı (Kazan), Büyük Hamurpet (Akdoğan), Küçük Hamurpet ve Kaz (Gaz) gölleridir. İlin yüzölçümü 8.196 km2 olup, 1990 Yılı Sayım sonuçlarına göre toplam nüfusu 736.543’tür.

Muş ilinin bitki örtüsü tiplerini step (bozkır) bitkileri, çayır otları ve meşe ormanları oluşturur.
Malazgirt Kalesiİlde Karasal iklim hüküm sürmekte olup, yazları sıcak ve kurak, kışları ise soğuk, sert ve yağışlı geçer. İlin ekonomisi tarım, hayvancılık ve sanayie dayalıdır. Muş kalkınmada öncelikli iller arasına alınmıştır. Büyük çoğunluğu kırsal kesimde yaşayan il halkının temel geçim kaynağı tarımdır. Yetiştirilen başlıca tarımsal ürünler; buğday, şeker pancarı, nohut, arpa, kavun, karpuz, lahana, domates, ayçiçeği ve patatestir. Tütün ekimi eski önemini kaybetmiştir. Hayvancılık daha çok canlı hayvan ticaretine dayanmaktadır. Sığır koyun ve kıl keçisi besiciliği yapılmaktadır. İldeki Süt Endüstri Kurumu Muş Sek Mama Mamulleri İşletmesi köylerden toplanan sütleri değerlendirmektedir. Hayvancılığa bağlı yün ve kıl da il ekonomisinde değerlendirilmektedir. Türkiye Şeker Fabrikaları Muş Şeker Fabrikası, Muş Meyankökü Sanayi ve Ticaret Şirketi ilin başlıca sanayi kuruluşlarıdır. Ayrıca kırsal kesimdeki el tezgahlarında dokuma, kilim ve halı üretilmektedir.

Murat Köprüsüİl topraklarında çimento hammaddesi ve barit yatakları bulunmaktadır.

Muş, Asur kaynaklarına göre MÖ.XIII.yüzyılda, bir nevi konfederasyon olan idari bir sistemle yönetilen Nairi isimli bir ülkenin sınırları içerisinde idi. Daha sonra Taron ismini alan bu yöre, Urartular zamanında önemli bir konuma gelmiştir. Urartu hükümdarı Muşet’in kurduğu bu kente Urartular krallarının ismini vermişler ve bu isim, zamanla değişime uğrayarak Muş haline dönüşmüştür. Ayrıca Muş sözcüğünün Süryani dilinde “suyu bol�? anlamına gelen Muşa veya şehri kuran Muşet sözcüklerinden geldiği söylenmektedir. Araplar ise şehre Tarun adını vermişlerdir.

Muş yöresine hakim olan Urartu Devleti MÖ.585’te İskit akınları sonunda yıkılmıştır. MÖ.612’de Medler, Asur Devletini yıktıktan sonra Güney Anadolu topraklarında Mardin yöresine kadar ilerlemişler ve bu arada Muş’u da ele geçirmişlerdir. Medlerin ardından Persler, Makedonyalılar, Seleukoslar buraya egemen olmuşlardır. Arap akınlarından sonra Roma, Part, Artaşes Hanedanı ve Bizans arasında Muş yöresi el değiştirmiştir.

Malazgirt Savaşı’ndan (1071) sonra yöre, Selçukluların egemenliğine girmişse de Sökmenliler ile Eyyubiler arasında el değiştirmiş, XIII.yüzyılda da Anadolu Selçukluları tarafından imar edilmiştir. Bu yüzyılda Moğol istilasına uğramış (1260), onu Akkoyunlu, Karakoyunlu ve Safavi dönemleri izlemiştir. Muş yöresi Şerefhanlar’ın yönetiminde iken, Yavuz Sultan Selim zamanında Osmanlı topraklarına katılmıştır.

Osmanlı döneminde Van Beylerbeyliğine bağlı olan Muş, 1879’da Bitlis Eyaletine bağlı bir sancak merkezi konumunda idi. I.Dünya Savaşı sırasında yörede çeşitli çatışmalar olmuş, 18 Şubat 1916 - 1 Mayıs 1917 tarihleri arasında Rus işgalinde kalan şehir, Ruslar ve Ermeniler tarafından yakılıp yıkılmıştır. Kurtuluş Savaşı sırasında yörede Hallo Ayaklanması (1920) baş göstermiştir. Cumhuriyetin ilanından sonra 1924’te il konumuna getirilmiş, ancak Şeyh Sait Ayaklanmasından sonra 1926’da ilçe olarak Bitlis’e bağlanmıştır. 1929’da yeniden il yapılmıştır.

Muş’ta günümüze gelebilen tarihi eserler arasında; Muş kalesi, Varto Kayalıdere Kalesi, Malazgirt'te Yıkık Kale, Surp Karabet Manastırı (Çengel Kilise), Murat Irmağı Köprüsü, Muş Ulu Camisi (XIV.yüzyıl), Hacı Şeref Camisi (XVII.yüzyıl), Alaaddin bey Camisi (XVIII.yüzyıl), Aslanlı Han bulunmaktadır. Ayrıca Muş'ta Türk sivil mimari örneklerinden evler vardır. Kızılziyaret Tepesi, Mongok Bağları, karni Deresi ilin başlıca mesire yerleridir.

<a href="http://www.kenthaber.com/IlDetay.aspx?ID=57">Alıntı</a>dır...]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://bilgialemi.blogsayfasi.com/55/feed/</wfw:commentRss>
<br />
<b>Warning</b>:  Invalid argument supplied for foreach() in <b>/home/admin/domains/blogsayfasi.com/public_html/wp-includes/feed.php</b> on line <b>164</b><br />
		</item>
		<item>
		<title>Osmanlı Tarihi</title>
		<link>http://bilgialemi.blogsayfasi.com/54/</link>
		<comments>http://bilgialemi.blogsayfasi.com/54/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 03 May 2008 07:53:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>bilgialemi</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>

		<category><![CDATA[tarih]]></category>

		<category><![CDATA[bilgi alemi]]></category>

		<category><![CDATA[bilgialemi]]></category>

		<category><![CDATA[blogsayfasi]]></category>

		<category><![CDATA[blogsayfasi.blogspot.com]]></category>

		<category><![CDATA[geçmişimiz]]></category>

		<category><![CDATA[osmanlı]]></category>

		<category><![CDATA[osmanlı padişahları]]></category>

		<category><![CDATA[osmanlı tarihi]]></category>

		<category><![CDATA[padişah]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://bilgialemi.blogsayfasi.com/54/</guid>
		<description><![CDATA[
Bazi tarihçilere göre Osmanli Devletinin kurucusu Osman Bey'in babasi Ertugrul Gazi, Onun babasi Gündüz Alp (Veya Süleyman Sah) Onun babasi Kaya Alp, Onun babasi Gündüz Alp'tir. Bu soylu aile Oguz Türklerinin 24 boyunun en soylusu olan Kayi asiretinin reisi olarak bulunuyordu. Osman Bey'in babasi Ertugrul Gazi, Selçuklu Sultani Sultan Alâaddin tarafindan Bizans sinirina bir uç [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<h3><img src="http://www.turkislambirligi.org/s3/images/icindekiler/osmanli.jpg" align="left" height="324" width="267" /><font face="Times New Roman"><strong>B</strong>azi tarihçilere göre Osmanli Devletinin kurucusu Osman Bey'in babasi Ertugrul Gazi, Onun babasi Gündüz Alp (Veya Süleyman Sah) Onun babasi Kaya Alp, Onun babasi Gündüz Alp'tir. Bu soylu aile Oguz Türklerinin 24 boyunun en soylusu olan Kayi asiretinin reisi olarak bulunuyordu. Osman Bey'in babasi Ertugrul Gazi, Selçuklu Sultani Sultan Alâaddin tarafindan Bizans sinirina bir uç beyi olarak tayin edilmisti. Ertugrul Gazi'ye yurt olarak verilen yer bugünkü Bursa, Kütahya ve Bilecik vilâyetlerinin sinirlarinin birlestigi yerdir. Sonradan Sögüt kasabasi Bizans'tan alinarak merkez yapilmistir. Selçuklu Devletinde Uç Beyliklerinin vazifesi devletin sinirini korumak ve Hiristiyanlara karsi cihat etmekti.Ertugrul Bey 1281 senesinde vefat etti. Yerine çok üstün kabiliyetlerinden dolayi ailenin en küçük oglu olmasina ragmen ittifakla Osman Bey seçildi ve Uç Beyi oldu.Osman Bey üstün siyaset ve savas kabiliyeti ile komsulari bulunan Bizans tekfurlari ile zaman zaman dostluk kurdu, bazan da savasti. Kisa zamanda Bizans'tan hüyük topraklar elde etti.Bursa ve Iznik fetholundu. Yarhisar ve Karacahisar tekfurlari ile birlik kurdu. Bunun üzerine Osman Bey, Iznik üstüne yürüdü. 1288 de Karacahisar'i ele geçirdi. Kalenin kilisesi camiye çevrilerek Osman Bey adina hutbe okundu ve kadi tayini yapildi. Osman Bey, Bilecik ve Yarhisar kalelerini aldi. (1299) Yarhisar tekfurunun kizi Nilüfer'le oglu Orhan Bey'i evlendirdi. Birinci Murad ile Süleyman Pasa bu evlilikten dünyaya geldiler Osman Bey 1299'da bagimsizligini ilân etti. Gazilere timarlar verdi. Kalelere subasi, dizdar ve kadi tayin etti.1301'de Yenisehir ile Yundhisar'i aldi ve Yenisehir'i merkez yapti.Bundan sonra Yenisehir çevresindeki köy ve kasabalari alan Osman Bey, 1303'de Iznik'i kusatti. Bursa tekfurunun topladigi birligi dagitti.Sonra da bu Sehri aldi. (1326) Osman Bey, Bursa'nin fethinden sonra ayni senede vefat etti.Osman Bey'den sonra yerine oglu Orhan Bey geçti. Orhan Bey de fetihlere devam etti. Bizanslilardan Iznik ve Izmit'i aldi. Iznik kusatmasi sirasinda kalenin yardimina gelen Bizans ordusu yenildi ve Karesi Beyligi, Osmanlilarin eline geçti. Bizans Imparatoru olmak isteyen Kantakuzenos'a yardim gönderildi. Sonra sirasiyle Çimbi Kalesi, Gelibolu, Bolayir, Malkara, Çorlu ve Tekirdag ele geçirildi. Ankara ahilerden alindi.Osmanli Devletinde para ilk defa bu devirde basildi.</font><span id="more-54"></span><font face="Times New Roman">Orhan Gazi 1362'de ölünce yerine oglu I. Murad geçti. Ankara ahileri' Sehire hâkim oldular. I. Murad hemen Ankara üzerine yürüdü ve sehri geri aldi. (1363) Sonra Çorlu ve Lüleburgaz'i ele geçirdi. Kumandanlarindan Evranos Bey ve Haci Ilbeyi de Malkara, Kesan, Ipsala, Dedeagaç ve Dimatoka'yi Osmanli topraklarina kattilar. Lala Sahin Pasa da Edirne'yi aldi. Filibe ve Gümülcine de Osmanlilarin eline geçti. Bunun üzerine Haçlilar Edirne'ye yürüdüler. Fakat Haci Ilbeyi Haçlilari perisan etti.Sonra Kizilagaç, Yanbolu, Ihtiman, Samokov, Aydos, Karnabat, Sozapol ve Hayrabolu alindi. Bulgar Krali, Osmanli himayesine girdi. Kizkardesi Prenses Marya'yi I. Murad'a verdi.Çirmen'de Sirplar yenilgiye ugratilinca (1371), Sirp despotu Osmanlilara baglandi ve yilda 50 okka gümüsle, savaslarda yardimci asker vermeyi kabul etti. (1381) I. Murad, sonra Bursa'ya döndü. Oglu Bayezid'i,Süleyman Sah'in kiziyla evlendirdi. Kütahya, Tavsanli, Simav ve Emet gelinin çeyizi olarak Osmanlilara verildi. Aksehir, Yalvaç, Yenisehir, Karaagaç ve Egridir Hamidoglu Hüseyin Bey'den satin alindi. 1385'de Timurtas Pasa, Istip, Manastir ve Ohri'yi ele geçirdi. Bulgaristan'da Sofya ve Nis Osmanli hakimiyetine geçti. Sirp Krali ve Bosna Krali, Hirvat ve Arnavut Prensleri, Osmanlilara karsi birlesti ve 30.000 kisilik bir kuvvetle, Timurtas Pasa'yi Plosnik'te yendiler.Bundan yararlanmak isteyen Avrupa'lilar, Haçli Birligi kurdular.I. Murad, daha Haçlilar birlesmeden Ali Pasa ile Bulgar Kralini ve Dobruca Prensinin kuvvetlerini yenerek onlarin Haçlilarla birlesmesini önledi. (1388) Sonra I. Murad Rumeli'ye geçti ve iki ordu Kosova'da karsilasti. Haçlilar yenildi. Savastan sonra I. Murad bir Sirpli tarafindan sehid edildi. (1389) Yerine oglu Bayezid geçti.I. Murad'in ölümünden faydalanmak isteyen Anadolu'da Aydinogullari, Saruhanogullari, Germiyanogullari, Menteseogullari, Hamidogullari Beylikleri, Osmanlilara savas açtilar. 1389'da Yildirim Bayezid,onlarin Anadolu'daki hâkimiyetlerine son verdi. Bir sene sonra da Karamanlilar'la, Beysehir'i Osmanlilara birakmak sartiyle baris yapildi. Yildirim Bayezid, 1396'da Istanbul'u kusatti. Bu kusatma yeni bir Haçli seferine sebep oldu. Nigbolu'da savas Haçlilarin yenilgisiyle sonuçlandi.Sonra Istanbul kusatmasina devam edildi. Anadolu Hisari yapildi. Istanbul kusatmasm vezir Ali Pasa'ya birakan Yildirim, Anadolu'ya geçerek,Konya'yi Osmanli topraklarina katti. Kadi Burhaneddin'in ülkesi ve Malatya ele geçirildi.Yildirirn Bayezid, Anadolu'da bulundugu sirada "Boucicant" kumandasinda bir donanma Istanbul'a yardima geldi. Istanbul'u Türklerin kusatmasindan kurtardi ve sehir yakinindaki kaleleri geri aldi. Yildirim Bayezid buna çok üzüldü. 1400'de Istanbul'u yeniden kusatti. Bu defa da Timur'un Anadolu'ya girmesi kusatmayi kaldirmasina sebep oldu. Anadolu'ya giren Timur, Sivas'i alarak yagmaladi. Oradan Dogu Anadolu ve Suriye'ye döndü. Yildirim ordusunu topladi ve 1402'de Timur ile Ankara'da karsilasti. Savas Bayezid'in yenilmesi ve esir olmasi ile sonuçlandi. 1403'de Yildirim Bayezid öldü. Onun ölümünden sonra, ogullarindan Süleyman Rumeli'de, Isa Çelebi Balikesir'de. Mehmed Çelebi Amasya'da ve Musa Çelebi Bursa'da padisahlik ilân ettiler. Sonunda Çelebi Mehmed tek hâkim durumuna girdi. Fakat 1421'de vefati üzerine yerine oglu Il. Murad geçti. Kardesi Mustafa'nin isyanini bastirdi. Bizans'i kusatti. Venediklilerle savasti. Egriboz'a ve Mora'ya akinlar yapildi. 1430'da Selânik, Venediklilerden alindi. Eflak ve Sirbistan yeniden Osmanli Devletine baglandi. (1437) Hamidili, Tasili, Konya, Beysehir alindi. Il Murad tahti oglu Mehmed'e birakti. Bu ise Haçlilarin yeni saldirilarina sebep oldu. Il. Murad, Osmanli ordusunun bayna tekrar geçerek Haçlilari Varna'da yendi ve yeniden padisah oldu. 1448'de bir Haçli ordusunu da Kosova'da yendi. Il Murad buradan Arnavutluk'a bir sefer yapti. Akçahisar kusatildi, fakat alinamadi.1451'de Il. Murad ölünce yerine oglu Mehmed padisah oldu. Il. Mehmed, Rumelihisarn yaptirorak Istanbul'u kusatti. 53 gün süren bir kusatmadan sonra sehri fethetti. (29 Mayis 1453) Sirbistan ve Mora ele geçirildi. Ege'de Limni, Tosoz, Midilli, Imroz ve Egriboz Osmanlilarin eline geçti. Fatih Sultan Mehmed sonra 1461'de Trabzon Rum Imparatorlugu'na son verdi. Kirim'daki Ceneviz Kolonileri ele geçirildi. Kirim Osmanli Devletine baglandi. 1473'de Akkoyunlular'a karsi sefere çikildi. Fatih Sultan Mehmed Otlukbeli'nde Akkoyunlu hükümdari Uzun Hasan'i kesin olarak yendi. Firat Nehrine kadar bütün Anadolu, Osmanlilarin eline geçti. 1474'de Karaman Beyligi'ne son verildi. 1480'de Gedik Ahmed Pasa, Italya'nin fethi için çikti. Otranto Kalesi'ni ele geçirdi. Fatih'in ölümü üzerine Italya'nin fethi mümkün olmadi. Fatih 1481'de Misir seferine çikti. Fakat Gebze'de öldü. Yerine oglu Bayezid geçti. Cem Sultan Bayezid ile mücadele etti. Gem Sultan Rodos sövalyelerine, oradan da Papa'ya sigindi.Napoli'de 1595'de öldü. Cem Avrupa'da bulundugu sirada, Bayezid önemli seferlere girismekten çekindi. Bayezid zamaninda Hersek ve Bogdan Osmanli hâkimiyetine girdi.Memlüklar'la Çukurova'da 1485'de baslayan savaslar alti sene sürdü. Savaslar Tunus hükümdarinin araciligi ile sona erdi. Çukurova'da Osmanlilarin eline geçirdigi yerler, Mekke ve Medine vakfi oldugundan,Misirlilara geri verildi. Mora'da Inebahti, Modon, Koron ile Adriya kiyilarindaki Draç Limani ele geçirildi. Sah Ismail, sii mezhebiyle iliskisi dolayisiyle, Sah Kulu isminde bir kimse vasitasiyla, Anadolu'da isyan kartti. Asiler, Hadim Ali Pasa kumandasindaki orduya yenildiler. Bayezid'in son zamanlarinda ogullari arasinda saltanat mücadelesi basladi.Yeniçeriler, kahramanligina ve cesaretine hayran olduklari Yavuz Selim'in tarafm tuttular. 1512'de Bayezid, tahti Selim'e birakmak zorunda kaldi.Yavuz, Anadolu'da büyük bir nüfuz sahibi olan sii'lere karsi harekete geçti. Devlete isyan eden 40.000 kisiyi öldürttü. Sonra da Sah Ismail'e savas açti. Çaldiran'da yapilan savasta, Sah Ismail yenildi. Dogu Anadolu Osmanlilarin eline geçti. Sonra Dulkadirogullari'mn ülkesi ile Maras ve Elbistan fethedildi. Memlüklar önce Merci Dabik'da (1516),sonra da Ridaniye'de (1517) yenildiler. Suriye, Misir ve Hicaz Osmanli idaresine geçti. Yavuz Sultan Selim yeni sefer için Edirne'ye giderken Çorlu'da öldü. (1520) Yerine oglu Süleyman hükümdar oldu.Misir'da "Canberdi lsyani" bastirildi. Belgrad ve Rodos Osmanli topraklarina katildi. lohac;'ta yapilan savasta Macar ordusu yenildi. Macaristan Osmanli Devleti'ne bagli bir krallik haline getirildi. 1529'da Viyana kusatildi. Fakat sehir alinamadi. Osmanli ordusunun çekilmesinden sonra, Avusturya'lilarin Budin'i tekrar almaya tesebbüs etmeleri üzerine Kanuni 1532'de Alman Seferine çikti. Avusturya topraklari yagmalandi. Avusturya'lilar ile 1533'te baris yapildi. Sadrazam Ibrahim Pasa Iran'a gönderildi. Sonra kendisi de hareket etti.Tebriz ve Bagdat alindi. Bundan sonra Akdeniz seferleri basladi. Venedik'e savas açildi. Kanuni karadan, Barbaros Hayreddin ise denizden hareket etti. 1537'de Korfu Adasi kusatildi, fakat alinamadan geri dönüldü. Bir yil sonra da Barbaros Preveze'de, Hiristiyan donanmasini yenerek Osmanli Imparatorlugu'nun Akdeniz hâkimiyetini sagladi. Bu sirada Misir Valisi Hadim Süleyman Pasa, Hint Okyanusu'nda Portekizlilerle savasti. 1540 yilinda Macaristan bir Türk eyaleti haline getirildi. 1543'te Barbaros Hayreddin Pasa, Fransa Krali I. François'e yardim etmekle görevlendirildi. Barbaros, Osmanli donanmasina katilan Fransiz donanmasiyla birlikte, Nis'i bombardiman etti. Bu arada Kanuni de Estergon Kalesi'ni aldi. Ertesi sene de Iran üzerine hareket edildi. Sah Tahmasp, padisahin karsisina çikmaya cesaret edemedigi için, birçok kale alindi.1552'de Sah Tahmasp yeniden saldirdi. Osmanli ordusu, Nahçivan'a kadar ilerledi. Sonra geri dönüldü. Sâhin elçisi gelerek baris yapilmasini istedi. Azerbeycan, Dogu Anadolu, Irak Osmanlilarda kaldi. Kanuni 1566'da Zigetvar Kalesi'ni almak üzere yola çikti. Kusatma devam ettigi sirada öldü. Ölümünden kisa bir süre sonra da kale alindi. Yerine oglu Selim geçti. Selim zamaninda Kibris ele geçirildi. (1570) Osmanli donanmasinin büyük bir kismi, Inebahti'da Haçlilar tarafindan yok edildi. Il.Selim 1574 yilinda vefat edince, yerine oglu Ill. Murad geçti. Sokullu Mehmed Pasa sadrazamlikta birakildi. Iran'la 12 yil süren savaslar, Osmanlilarin üstünlügü ile sonuçlandi. 1590'da Istanbul Anlasmasi yapildi.Tebriz, Karabag, Gence, Kars, Tiflis, sehrizor, Nihavend, Luristan Osmanli hâkimiyetine geçti.Osmanli - Avusturya savaslari yeniden basladi ve Osmanli Devleti'ne bagli olan Erdel Kraliyla, Eflak ve: Bogdan Voyvodalari da Avusturya Imparatoru Rudolf ile birleserek, Osmanli Devleti'ne isyan ettiler. Bu savaslar sirasinda Ill. Murad öldü. Yerine oglu Mehmed geçti. (1595)1596'da Egri Kalesi alindi. Hâçova'da Avusturya ordusu yenildi. Bundan sonra Kanije Kalesi alindi. 1601'de Avusturya'lilarin kaleyi geri almak için giristikleri saldirilar, Tiryâki Hasan Pasa'nin basarili savunmasi karsisinda bir sonuç vermedi. Sonra Estergon Kalesi alindi. Erdel, Eflâk ve Bogdan tekrar Osmanlilara baglandi. 1606'da Avusturya ile Zitvatorak Anlasmasi yapildi. Egri, Kanije, Oyvar Osmanlilara geçti.Avusturya savasi devam ederken Ill. Mehmed öldü. Yerine </font><font face="Times New Roman">oglu I.Ahmed geçti. 1603'te Osmanlilar Avusturya savaslari ile ugrasirken, Iran Sahi Osmanli topraklarina saldirdi. Iran savaslarinin bu ikinci safha" sina da, Istanbul'da yapilan bir antlasmayla son verildi. Iran'lilar her yil Osmanlilara iki yüz yük ipek vermeyi kabul ettiler. Sah Abbas 200 yük ipegi vermeyince, Iran'a tekrar savas açildi. Bu defa bir basari elde edilemedi. 1618'de yapilan yeni bir antlasma ile savaslara son verildi. Bu arada Anadolu'da Celâli Isyânlari basladi. Devleti Aliyye zayiflamaya yüz tuttu. Askeri basarilar azaldi. Karayamci, Deli Hasan, Tavil Ahmed,Kalenderoglu, Canbuladoglu gibi Celâli reisleri, senelerce merkez idâresine ve kapikulu askerlerine karsi savastilar. Bu isyanlar Kuyucu Murad pasa zamaninda bastirildi. I. Ahmed'den sonra tahta geçen I. Mustafa,hâstaydi. Bu yüzden tahttan indirildi. Yerine Il. Osman pâdisah oldu.Il: Osman zamaninda Lehistan kazaklarinin Osmânli topraklarina saldirmalari yüzünden meydana gelen savasa Il. Osman da katildi. Il. Osman bu savasta yeniçerilerin disiplinsizligini gördü ve onlari ortadan kaldirmaya, yeni bir askeri teskilât kurmaya karar verdi. Yeniçeriler isyan ettiler. 1622'de Il. Osman tahttan indirildi ve öldürüldü. Yerine ikinci defa I. Mustafa getirildi. I. Mustafa kisa bir süre sonra tahttan indirilerek yerine IV. Murad padisah oldu. Iran'la savas yeniden basladi. 1624'de Bagdat Iran'lilar tarafindan ele geçirildi. Anadolu'da Abaza Mehmed Pasa Isyani, Istanbul'da ise Kapikulu Ocaklari'nin isyani çikti. IV. Murad siki bir disiplin kurdu ve kanli temizlik hareketleriyle asayisi yeniden sagladi. Devlet nizamina bir çekidüzen verdikten sonra, birinci Iran seferine Cikti. Revan'i Iran'lilardan geri aldi. Ikinci Iran seferinde de Bagdat'i ele geçirdi. IV. Murad 1640'da ölünce, yerine kardesi Ibrahim geçti.1645'de baslayan Girit Savasinda, Hanya Kalesi alinmakla birlikte adanin büyük bir kismi Venediklilerde kaldi. Venedikliler donanmalariyla Osmanli kiyilarina saldirdilar. Bu arada Sultan Ibrahim tahttan indirildi,yerine oglu IV. Mehmed geçti. Istanbul'da kapikulu ocaklari, Anadolu'da Celâli isyanlari ve Girit'te toprak kayiplari devam .etti. 1656'da Köprülü Mehmed Pasa. sadrâzâm oldu. Köprülü Mehmed Pasa, IV. Murad devrindeki gibi Osmanli Devletine eski kudretini kazandirdi. Istanbul'daki âsiler temizlendi. Venedikliler üstüne yüründü. Venedik donanmasi yenilerek adalar geri alindi. Sonra Osmanli Devletine isyan etmis olan Erdel Krali üstüne bir sefer yapildi. Yanova Kalesi ve daha bazi kaleler alindi. Abaza Hasan Pasa isyani bastirildi. 1661'de Köprülü Mehmed Pasa'nin ölümünden sonra yerine oglu Fazil Ahmed Pasa sadrâzâm oldu. Avusturya'ya savas açildi ve Köprülü Fazil Ahmed Pasa, "Serdâr-i Ekrem"tâyin edildi. Uyvar ele geçirildi. 1664'de Zerinvar Kalesi alindi. Fazil Ahmed Pasa sonra Girit'e hareket etti. Kandiye Kalesi ele geçirildi ( 1669).Bazi küçük kaleler Venediklilerde kalmak sartiyle Girit Adasi Osmanli Devletine geçti. Kazaklara saldiran Lehistan'a karsi bir sefer yapildi.Kamaniçe Kalesi ele geçirildi. Fazil Ahmed Pasa 1676'da öldü ve yerine Kara Mustafa Pasa sadrâzâm oldu. Ruslarin eline geçmis olan Çehrin Kalesi geri alindi.1683'de Avusturyâ'ya savas açildi. Viyana ikinci defa kusatildi. Kirim Haninin ihâneti yüzünden, Viyana'nin yardimina gelen Lehistan Krali Osmanli ordusunu yendi. Avusturya, Venedik ve Lehistan Osmanli Devletine karsi birlesti. Daha sonra bu ittifaka Rusya da katildi. Osmanli Devleti yenildi. 1699'da imzalanan Karlofça Antlasmasiyla Tamyvar disinda kalan bütün Macaristan Avusturya'ya, Mora Venedik'e, Podolya ve Kamaniçe Lehistan'a, Azak Kalesi de lstanbul Anlasmasiyle Rusya'ya biraki1di. (1700)Düzen yeniden bozuldu. Istanbul'da ve Anadolu'da birçok isyan çikti. IV. Mehmed tahttan indirildi. Karlofça ve Istanbul Antlasmalariyla ugranilan kayiplarin giderilmesi için tesebbüse geçildi. Isveç Krali'nin Osmanli topraklarina siginmasi ve yardim istemesi sebebiyle 1710'da Osmanli Devleti, Rusya'ya savas açti. Sadrazam Baltaci Mehmed Pasa mandasindaki Osmanli Ordusu Prut'ta Rus Ordusunu yendi. Savastan sonra yapilan Prut Antlasmasiyle (1711) Istanbul Antlasmasi uyarinca Ruslara verilmis olan yerler geri alindi. Sonra Venedik'e savas açildi.(1714) Karlofça Antlasmasiyla Venedik'e geçmis olan Mora ve öteki ada1ar geri alindi.1716'da Avusturya ile savas basladi ve büyük kayiplar verildi. Avusturya'lilar Tamyvar'i ve Belgrad'i ele geçirdiler. 1718'de Pasarofça Antlasmasiyle savaslara son verildi. Sonra Lâle Devri basladi. (1718 - 1730)Matbaa da bu devirde açildi. 1723'de baslayan Iran savaslarinda, Kafkasya ve Irak'a sinir olan Iran topraklarinda önem!i yerler Osmanli ordusunca ele geçirildi. Savasa 1727'de Hemedan Antlasmasiyle son verildi. Il. Sah Tahmasp tahta geçince, Osmanlilara geçen Hemedan ve Tebriz'i geri aldi. Istanbul'da Patrona Isyani çikti. Ibrahim Pasa öldürüldü. Ill. Ahmed tahttan indirildi. Yeni padisah I. Mahmud zamaninda da savaslara devam edildi. Bu sirada Ruslar Azak kalesini aldilar ve Kirim'i isti1â ettiler. Kirim Sehirlerinden Bahçesaray, Akmescid, Gözleve Ruslar tarafindan tahrip edildi. Avusturya da Osmanli Devletine karsi savas açti. Osmanli kuvvetleri bu savaslar sirasinda, özellikle Avusturya cephesinde düsmana basariyla karsi koydu. 1739'da Belgrad Antasmasiyla, Belgrad ve Semendire tekrar Osmanlilara geçti. Avusturya ile baris yapilmasindan sonra Rusya da baris istedi. Antlasmaya göre; Azak Kalesi yikildi ve her iki devletin tasarrufundan çikti. Rusya'nin Karadeniz ve Azak Denizinde savas ve ticaret gemisi bulundurmayacagi kabuledildi. Fransa'ya büyük imtiyazlar verildi. Bu defa yine Iran gailesi çikti.Iran Sahi Sii'ligin de Kâbe'de, dört sünni mezhep yaninda temsil edilmesi için özel bir yer istedi. Osmanli Devleti bu istegi kabul etmediginden, lran ile yeniden savas basladi. (1742) bu savaslar Osmanli Devletinin kazanmasiyla sonuçlandi. 1768'de Rusya ile yeni bir savas basladi.Osmanli ordulari agir yenilgilere ugradi. Kirim, Eflak, Bogdan Ruslar tarafindan istilâ edildi. Mara Rumlari Osmanli Devleti aleyhine ayaklandi.Cesme'deki Osmanli donanmasi, Rus donanmasi tarafindan yakildi. 1774'de bu savaslar Küçük Kaynarca Antlasmasi i1e son buldu. Bu antlasma geregince; Kirim Osmanli Devletinden ayriliyor, Aksu irmagi iki devlet arasinda sinir oluyor, Kafkasya'da bir kisim toprak Ruslara birakiliyordu. Bu senelerde yine Akka'da ve Arabistan'da isyanlar çikti.1783'de Ruslar Kirim'i tamamen aldilar. Bu arada Osmanli Devletinde askeri istilah1ara girisildi. Mühendishanei Bahri Hümayun açildi. 1787'de Kirim'in yeniden alinmasi için Rusya'ya savas açildi. Avusturya da hemen Rusya'ya yardima kostu. Osmanli ordulari iki cephede savasmak zorunda kaldi. Avusturya'ya karsi basarili sonuçlar alindi. Fakat Rusya karsisinda savaslar basarisizlikla sonuçlandi. Fransiz devrimi ve Osman1i Prusya Ant1asmasi, Avusturya'yi savasi durdurmak zorunda birakti. Avusturya ile Zistovi Antlasmasi imzalandi.Antlasma geregince Avusturya Osmanlilardan aldigi topraklari geri verdi. 1792'de Osmanli Rus savasi Yas Antlasmasi ile sona erdi. Özi Rusya'ya birakildi. Rusya da savaslar sirasinda isgal etmis oldugu kale ve sehirleri geri verdi.Osmanli Devleti Kirim'i alma isteginden vazgeçti.Bu savaslar devam ederken, Osmanli tahtina Ill. Selim geçti. Selim sehzadeliginde ve padisahligi dönemindeki iki büyük savasta, Osmanli ordularinin Avrupa devletlerinin ordularina göre geri kaldigini gördü. Yeniçeri Ocagindan ayri, "Nizam-i Cedid" adinda yeni bir ordu kurdu. Yeniçeri Ocagi, Topçu ocagi, Humbaraci ocagi ve Timarli Sipahiler ile donanma yeniden düzenlendi. Londra, Paris, Viyana, Berlin gibi Avrupa'nin büyük baskentlerinde devamli elçilikler kuruldu. 1789'da Misir Fransa'nin saldirisina ugradi. Misir kolaylikla Fransizlar tarafindan isgal edildi. Bu isgal karsisinda Osmanli Devleti önce Rusya, sonra da Ingiltere ile, Fransa'ya karsi anlasti. Fransizlar tarafindan isgal edilmis olan adalar geri alindi.1799'da Napolyon, Suriye'yi almak için Akka Kalesini kusatti. Fakat yenilerek Misir'a geri çekildi. Bundan sonra da Osmanli Ingiliz kuvvetlerine karsi koyamadi ve Misir'i bosaltti. 1806'da Ruslar Eflak - Bogdan'a saldirdilar. Ingiltere Osmanli Devletini Rusya ile barisa zorlamak için, donanmasi Çanakkale Bogazindan geçirerek Istanbul önlerine gönderdi.Fakat bu tehdit, bir sonuç vermedi. Ingiliz donanmasi geri çekilmek zorunda kaldi. Ingilizler Misir'a çikarma yapti. Rus donanmasi da Bozca ada'yi ele geçirdi. Bu sirada Istanbul'da Kabakçi Isyani çikti. Ill. Selim tahttan indirildi ve öldürüldü. Yerine IV. Mustafa geçti. Fakat Alemdar Mustafa, IV. Mustafa'yi tahttan indirerek, yerine Il. Mahmud'u geçirdi.Kendisi de sadrazam oldu. Yeni bir ordu kuruldu ve adina "Sekban-i Cedid" denildi. Yeniçeriler Babiâli'yi basarak, Alemdar Mustafa'yi öldürdüler. (1808) Âsiler bu arada Il. Mahmud'u tahttan indirerek yerine IV. Mustafa'yi padisah yapmak istediler. Fakat Il. Mahmud kardesi IV. Mustafa'yi öldürttü. Sekban-i Cedid de kaldirildi. Bu sirada Osmanli Rus savasi devam ediyordu. Rusçuk, Yergögü ve Nigbolu'yu alan Ruslar Lofça'ya girdiler. Savasa 1812'de Bükres Antlasmasi ile son verildi. Prut irmagi iki devlet arasinda sinir kabul edildi. Anadolu siniri da degismedi. Eflak Bogdan Osmanli Devletine geri verildi. Mora Rumlari ayaklandi. Bütün Mora âsilerin eline geçti. Mora ve Girit valilikleri Mehmed Ali Pasa'ya verildi. Mora'da. âsilerin eline geçmis olan sehir ve kasabalar geri alindi.Buna Ingiltere, Rusya ve Fransa tepki gösterdi. 1827'de bu üç devlet Navarin'de Osmanli - Misir donanmasini yakti. Rusya da savas ilân etti.Ruslar Eflak ve Bogdan'i aldi. Kalas, Ibrail, Isakçi, Tolçi, Maçin ve Silistre Kalelerini ele geçirdiler ve Edirne'ye kadar ilerlediler. Dogu Anadolu'da da Erzurum'a kadar geldiler. 1829'da Edirne Antlasmasi yapildi.Dogu Anadolu'da Anapa, Poti, Ahiska Ruslara birakildi. Rumeli'nde isgal edilen yerler Osmanlilara geri verildi. 1830'da Osmanli Devleti, bagimsiz bir Yunan Devleti'nin kurulmasini da kabul etti. Cezayir Fransa tarafindan isgal edildi. Misir Valisi Mehmed Ali Pasa da isyan etti. Misir ordusu Kütahya'ya kadar ilerledi. Mehmed Ali Pasa'ya karsi Il. Mahmud Rusya'dan yardim istedi. 1833'de Kütahya barisi yapildi. Buna göre : Suriye Valiligi Mehmed Ali Pasa'ya, Adana Valiligi de Ibrahim Pasa ya verildi. 1839'da Misir'la yeniden savas basladi. Nizip'te Osmanli ordusu yenildi. Bu arada Il. Mahmud öldü. Yerine oglu Abdülmecid geçti.Avrupa devletleri, Mehmed Ali Pasa'ya çok baski yaptilar. Suriye Valiligini terkettirdiler. Bogazlar 1841'de bütün savas gemilerine kapatildi. 1839'da Tanzimat Fermani ilân edildi ve bu ferman birçok yenilikler getirdi. Böylece Osmanli Imparatorlugu'nda Tanzimat Devri basladi.Bu arada Lübnan meselesi ortaya çikti. 1846'da Lübnan Fransa'nin müdahalesiyle iki kaymakamli hale geldi. Yine bu siralarda Eflak ve Bogdan'da ihtilâller çikti. Osmanli Devleti bu hareketleri Rusya'nin yardimiyla bastirdi. Avusturya'ya isyan ederek Osmanli Devletine siginan Macar mülteciler, Avusturya ve Rusya'nin bütün baskilarina ragmen, onlara teslim edilmedi. 1853'de Kirim Savasi basladi. Osmanli Devleti Tuna boyunda tek basina, Kirim'da ise Fransa ve Ingiltere ile birleserek, Rusya'ya karsi savasti. 1856'da Paris Antlasmasiyla savas sona erdi.1860'da Fransa, Lübnan ve Suriye'ye birlikler gönderdi. Lübnan için yeni bir nizamname hazirlandi. Bu sirada Abdülmecid öldü ve yerine Abdülaziz geçti, Onun tahta geçmesinden sonra, Balkanlarda yeni karisikliklar oldu. Osmanli Devleti, Balkanlarin isteklerini kabuI etmedi ve isyan bastirildi. Isyanin bastirilmasindan sonra Girit'te ayaklanma oldu.1868'de bir fermanla, Girit'in yeni düzeni ilân edildi.1876'da Abdülaziz tahttan indirilerek, yerine V. Murad geçirildi. V.Muradin akli dengesi bozuktu. 90 gün sonra onun da yerine Il. Abdülhamid geçirildi. Sirbistan Osmanli Devletine karsi savas ilân etti. Sonra Karadag da Sirbistan'a katildi. Osmanli ordulari, Abdülkerim Nadir Pasa ve Muhtar Pasa kumandasinda, Sirbistan ve Karadag ordularini yendiler. Sirp ordusu, Cernayev'in tesvikiyle Prens Milan'i Kral iIan ederek,savasa yeniden basladi. Osmanli ordusu, Sirplari tekrar yendi. Osmanli Devleti, Rusya'nin istegi üzerine savaslari durdurdu. 23 Aralik 1876'da Istanbul'da konferans basladi. Ayni gün, Osmanli Devleti I. Mesrutiyeti ilân etti. Konferans bir karar alinamadan dagildi. Sonra 1877 - 1878 Osmanli Rus savasi çikti. Savaslar, Balkanlarda ve Anadolu cephesinde yapildi. Ruslar, Ayastefanos ve Erzurum'a kadar ilerlediler. Önce Ayastefanos, sonra da Berlin Antlasmalari imzalandi. Abdülhamid Han, Meclis-i Mebusan'i dagitarak idareyi eline aldi. Berlin Kongresi baslamadan önce de Ingiltere, Kibris'i isgal etti. Avusturya, Bosna - Hersek'i. Fransa Tunus'u, Ingiltere de Misir'i aldi. Dogu Rumeli eyaleti de Bulgaristan'a baglandi. (1885)Albay Bassos kumandasinda 10.000 Yunanli,Girit'e çikti. Girit müslümanlari öldürülmeye baslandi. 1891'de Albay Bassos, adayi Yunan Krali adina ele geçirdigini ilân etti. Yunanistan, Rumeli sinirinda Osmanli sinirina saldirdi. Bu saldirilar karsisinda, Osmanli Devleti Yunanistan'a savas açti.Edhem Pasa kumandasindaki Osmanli ordulari, birçok savasta Yunan ordularini yendi. Yunanistan baris istemek zorunda kaldi ve 1897'de Tanbul Barisi imzalandi. Bir müddet sonra Girit de Osmanli Devletinden ayrilmis oldu. Makedonya'da 1902'de ihtilâl .çikti. Il. Abdülhamid Han,Hüseyin Hilmi Pasa'yi Selânik, Manastir ve Kosova müfettisi tayin etti.1908'de Mesrutiyet yeniden ilân edildi. Çok geçmeden de Il. Abdülhamid Han tahttan indirildi. Bu ise Osmanli Imparatorlugu'nun yikilmasi için atilan son adim oldu. Italya, Trablusgarp'a saldirdi. Oniki ada Italyan donanmasi tarafindan isgal edildi. Trablusgarp ve oniki ada, Italya'ya birakildi. Osmanli ordulari, dört Balkan devleti karsisinda yenilgiye ugradi. Balkan devletleri, Çatalca'ya kadar geldiler. 30 Mayis 1913'de Londra'da imzalanan antlasmaya göre; Midye - Enez hatti Osmanli Devletinin siniri oldu. Edirne, Bulgaristan'da kaldi. Girit de elden çikti. Bir müddet sonra Osmanl! Devleti, Kirklareli ve Edirne'yi geri aldi. Balkan savaslarindan sonra, Birinci Dünya Savasi çikti. Osmanli Devleti, Almanya'nin yaninda Fransa, Ingiltere ve Rusya'ya kary savasa girdi. (11 Kasim 1914) Savas 4 yil sürdü. Anadolu'da Ruslara, Irak, Suriye, Filistin ve M!sir'da Ingilizler'e kary savayldi. Almanya, Avusturya ve Bulgaristan ile birlikte Osmanli Devleti de, Ingiltere - Fransa karsisinda yenik düstü. 30 Ekim 1918'de Mondros Mütarekesi imzalanarak savaslara son verildi. Bu sirada V. Mehmed Resad ölmüs ve yerine IV. Mehmed Vahidüddin padisah olmustu. Mütarekeden sonra Ittihat ve Terakki ileri gelenleri, memleketi terk ettiler. Itilâf devletleri, Istanbul'a girdi. Kars Ermeniler, Ardahan Gürcüler, Antalya Italyanlar, Izmir Yunanlilar, Urfa,Antep, Maras ve Adana Fransizlar tarafindan isgal edildi.Bu arada Anadolu da yeni bir- idare olusturuldu. 23 Nisan 1920'de Büyük Millet Meclisi toplandi. Elde kalan topraklarin müdafaa ve korunmasi, Meclis tarafindan deruhte edildi. 1908'de Abdülhamid Han'in tahttan indirilmesinden sonra, devlet idaresinde hiç fonksiyonu kalmayar padisahlik, 1 Kasim 1922'de kaldirildi. Osmanli Hanedaniin bütün fertleri için yurt disina çikarilma kanunu yapildi ve Osmanli ailesinin bütün fertleri, Türkiye'yi terkettiler.Osmanlilarin saltanati bir tek sülaleden gelen tarihin en uzun ömürlü saltanati olmustur. Osmanli Devletinin kurucusu bulunan Osman Beyin idareyi ele aldigi tarih olan 1281 tarihinden saltanatin kaldirildigi tarih olan 1922 yilina kadar tam 641 sene saltanatlari devam etmistir. Osmanlilar ayrica Yavuz Sultan Selim'in 1516 yilinda halifelik ünvanini da almasindan 1924 yilinda halifeligin kaldirilmasina kadar 407 sene müslümanlarin halifesi sifatini da üzerlerinde tasimislardir. Fakat surasi bir gerçektir ki gerek halifelik ve gerekse saltanat Ikinci Abdülhamid'in tahttan indirilmesi ile tesirini tamamen yitirmis bir mefhum haline gelmisti.Bu durum göz önüne alinacak olunursa Osmanlilarin halifeligi 393 sene devam etmistir ve Ikinci Abdülhamid Hazretleri ile son bulmustur. Ikinci Abdülhamid Hazretleri Hazreti Ebü Bekir radiyallahu anh hazretlerinden itibaren 98. halife bugün son halife olarak bildigimiz Abdülmecid ise 101.halifedir.</font></h3>
<h3><a href="http://www.enfal.de/otarih.htm" target="_blank">Alıntı</a>dır...</h3>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://bilgialemi.blogsayfasi.com/54/feed/</wfw:commentRss>
<br />
<b>Warning</b>:  Invalid argument supplied for foreach() in <b>/home/admin/domains/blogsayfasi.com/public_html/wp-includes/feed.php</b> on line <b>164</b><br />
		</item>
		<item>
		<title>&#8230;</title>
		<link>http://bilgialemi.blogsayfasi.com/53/</link>
		<comments>http://bilgialemi.blogsayfasi.com/53/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 19 Apr 2008 08:56:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>bilgialemi</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[eğlence]]></category>

		<category><![CDATA[genel]]></category>

		<category><![CDATA[müzikler]]></category>

		<category><![CDATA[bilgialemi]]></category>

		<category><![CDATA[blog]]></category>

		<category><![CDATA[internet]]></category>

		<category><![CDATA[müzik]]></category>

		<category><![CDATA[mp3]]></category>

		<category><![CDATA[osmanlı]]></category>

		<category><![CDATA[remix]]></category>

		<category><![CDATA[tarih]]></category>

		<category><![CDATA[video]]></category>

		<category><![CDATA[web]]></category>

		<category><![CDATA[web üyesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://bilgialemi.blogsayfasi.com/53/</guid>
		<description><![CDATA[

]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<img style="vertical-align: middle" src="http://www.erzincanli.com/images/osmanli-devlet-armasi2.gif" alt="" width="342" height="399" />

<img style="width:0px;height:0px" src="http://counters.gigya.com/wildfire/CIMP/Jmx*PTEyMDg4OTU2MjkwODcmcHQ9MTIwODg5NTYzMTc5MSZwPTE4MDMxJmQ9Jm49.jpg" border="0" alt="" width="0" height="0" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://bilgialemi.blogsayfasi.com/53/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Piri Reis</title>
		<link>http://bilgialemi.blogsayfasi.com/piri-reis/</link>
		<comments>http://bilgialemi.blogsayfasi.com/piri-reis/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 27 Mar 2008 17:17:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>bilgialemi</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>

		<category><![CDATA[genel]]></category>

		<category><![CDATA[tarih]]></category>

		<category><![CDATA[yorum]]></category>

		<category><![CDATA[bilgi alemi]]></category>

		<category><![CDATA[bilgialemi]]></category>

		<category><![CDATA[blograzi]]></category>

		<category><![CDATA[makale]]></category>

		<category><![CDATA[nedir]]></category>

		<category><![CDATA[piri]]></category>

		<category><![CDATA[piri reis]]></category>

		<category><![CDATA[reis]]></category>

		<category><![CDATA[soru]]></category>

		<category><![CDATA[yazı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://bilgialemi.blogsayfasi.com/piri-reis/</guid>
		<description><![CDATA[Doğum tarihi kesin olarak bilinmiyor. 1465-1470 arasında Gelibolu’da doğdu. Asıl adı Muhiddin Pirî’dir. Karamanlı Hacı Ali Mehmed’in oğlu ve ünlü Osmanlı denizcisi Kemal Reis’in yeğenidir. Akdeniz de korsanlık yapmakta olan amcasının yanında yaklaşık 1481’den sonra denize açıldı. 1487’de onunla birlikte İspanya’daki Müslümanlar’ın yardımına gitti. 1491-1493 arasında Sicilya, Sardunya, Korsika adalarına ve güney Fransa kıyılarına yapılan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<img src="http://www.atlantisresim.com/gd.php?src=ZGF0YS9UMzcxMjMuanBn" align="left" height="251" width="241" />Doğum tarihi kesin olarak bilinmiyor. 1465-1470 arasında Gelibolu’da doğdu. Asıl adı Muhiddin Pirî’dir. Karamanlı Hacı Ali Mehmed’in oğlu ve ünlü Osmanlı denizcisi Kemal Reis’in yeğenidir. Akdeniz de korsanlık yapmakta olan amcasının yanında yaklaşık 1481’den sonra denize açıldı. 1487’de onunla birlikte İspanya’daki Müslümanlar’ın yardımına gitti. 1491-1493 arasında Sicilya, Sardunya, Korsika adalarına ve güney Fransa kıyılarına yapılan akınlara katıldı. Amcasıyla birlikte Osmanlı Devleti’nin hizmetine girerek 1499-1502 Osmanlı-Venedik Savaşı’nda bir savaş gemisinde kaptanlık yaptı. 1511’de amcasının ölümü üzerine Gelibolu’ya çekilerek Kitab-ı Bahriye (Denizcilik Kitabı) üzerinde çalıştı ve 1513’te bir dünya haritası çizdi.

1516 Mısır seferinde Osmanlı donanmasında kaptan olarak savaştı. 1517’de ilk çizdiği haritayı Yavuz Sultan Selim Han’a sundu. 1521’de Kitab-ı Bahriye’yi tamamladıktan sonra 1522’de Rodos seferine katıldı.1524’te sadrazam Makbul İbrahim Paşa’yı Mısır’a götüren gemiye kılavuzluk etti. Sadrazamın ilgilenmesi üzerine 1525’te Kitab-ı Bahriye’yi yeniden düzenleyerek onun aracılığıyla Kanuni Sultan Süleyman Han’a sundu. 1528’de çizdiği ikinci haritasını da padişaha armağan etti. 1528’den sonra güney denizlerinde görev yaptı. Portekizlilerin Aden’i alması üzerine Süveyş’teki Osmanlı donanmasına kaptan atanarak 26 Şubat 1548’de Aden’i geri aldı. 1552’de önemli bir Portekiz üssü olan Maskat’ı ve ardından Kişm Adası’nı alarak Hürmüz Kalesi’ni kuşattı. Portekizliler’in Basra Körfezi’ni kapatmak istediklerini duyarak kuzeye yöneldi. Katar Yarımadası’na, Bahreyn Adası’na egemen olarak Mısır’a geçti. Donanmayı Basra Körfezi’nde bıraktığı için sefer sırasında kendisinden yardımını esirgeyen Basra Valisi Kubâd Paşa’nın da girişimleriyle suçlu görülerek Kahire’de 1554 yılında idam edildi.<span id="more-52"></span>

Büyük bir denizci olduğu kadar büyük bir haritacı olan Pirî Reis, korsanlık günlerinden başlayarak gezip gördüğü yerleri yabancı kaynaklardan da yararlanarak tarihi ve coğrafi özellikleriyle birlikte kitabında anlatmış ve haritalarını çizmiştir. Kitab-ı Bahriye’nin nazımla yazılan ve denizcilikle ilgili tüm bilgilerin toplandığı başlangıç bölümünde, genel açıklamalardan sonra Ege ve Akdeniz adaları tanıtılarak denizle ilgili gözlem ve deneyim önemi vurgulanır. Fırtına, rüzgâr çeşitleri, pusula ve haritanın tanımından sonra dünyayı kaplayan denizler ve karaların oranı belirtilir. Portekizliler’in denizcilikteki ilerlemeleri ve keşifleri, Çin Denizi, Hint Okyanusu, Akdeniz ve Ege Denizi’ndeki rüzgârlar, Basra Körfezi, Atlas Okyanusu ayrıntılı biçimde anlatılır.

Düz yazı ile anlatımın başladığı haritalı bölüm asıl metni oluşturur. Bu bölümde Çanakkale Boğazı’ndan başlayarak Ege Denizi kıyı ve adaları, Adriyatik Denizi kıyıları, Batı İtalya, Güney Fransa, Doğu İspanya kıyılarıyla çevresindeki adalara ilişkin tarihi, coğrafi bilgiler verilerek Kuzey Afrika kıyıları, Filistin, Suriye, Kıbrıs ve Anadolu kıyıları izlenerek Marmaris’te tüm Akdeniz’in havzası noktalanır.

1513’te çizdiği ilk haritasında Kristof Kolomb’un 1498’de çizdiği Amerika haritasından, Portekiz ve Arap haritalarından yararlandığını belirtir. Elde kalan parçası Avrupa ve Afrika’nın batı kıyılarıyla Atlas Okyanusunu, Antil Adalarını, orta ve Güney Amerika’yı gösterir. 1528’de çizdiği ikinci haritasından günümüze kalan parça, büyük bir dünya haritasının kuzey batı köşesi olup Atlas Okyanusu’nun kuzeyini, kuzey ve orta Amerika’nın yeni keşfedilmiş kıyılarını ve Grönland’dan Florida’ya uzanan kıyı şeridini içerir. Adalar ve kıyılar son keşiflere dayalı olarak daha doğru çizilidir. Keşfedilmeyen yerler ise beyaz bırakılarak, bilinmediği için çizilmediği belirtilir. İlk haritadan daha büyük ölçekli ve gelişkin olan ikincisi, teknik olarak döneminin en ileri örneğidir.

<a href="http://forums.hababam.nl/archive/index.php/t-17931.html" title="ALINTI">ALINTI</a>DIR...]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://bilgialemi.blogsayfasi.com/piri-reis/feed/</wfw:commentRss>
<br />
<b>Warning</b>:  Invalid argument supplied for foreach() in <b>/home/admin/domains/blogsayfasi.com/public_html/wp-includes/feed.php</b> on line <b>164</b><br />
		</item>
	</channel>
</rss>
