Manisa Mimari Eserler
Kategori: Tarihi Mekanlar —
Etiketler: antik, ÅŸehir, doÄŸal deÄŸerler, doÄŸal güzellikler, eser, manisa, mimar, tarihi eserler — bilgialemi @
9:34
Ulu Camii ve Külliyesi : Külliye cami, medrese, türbe ve hamamdan meydana gelmiştir. Saruhan Bey’in torunu İshak Çelebi tarafından 1366 yılında Mimar Emet Bin Osman’a yaptırılmıştır. İnşasında kaba yonu taş, tuğla ve bazı antik mimari unsurlar kullanılmıştır. Hakiki kündekari tekniği ile yapılmış olan minberi Beylikler Dönemi Türk ahşap oymacılığı’nın şaheserlerinden biridir.
“Fethiye Medresesi� adıyla da anılan medrese de aynı mimar tarafından yapılmıştır. Kentin en eski medresesi olan yapının kuzeye bakan taç kapısının her iki yanında birer çeşme bulunmaktadır.
Hamamı ise “Çukur Hamam� olarak bilinmekte olup günümüzde hayli harap bir durumdadır.
Hatuniye Camii ve Külliyesi : 1490 yılında II.Bayezid’ın eşi Hüsn-i Şah Sultan tarafından yaptırılan külliye cami, medrese, imarethane ve sıbyan mektebinden oluşmaktadır.
Hatuniye Camii dikdörtgen planlı, tek minareli sade bir camidir. Ana mekan bir büyük ve iki yanda ise küçük kubbe ile örtülmüştür. Minaresi zikzak kırmalarla süslüdür.
Sıbyan mektebi dikdörtgen planlı olup tuğla hatıllı, kaba yonu taş örgü tekniği ile inşa edilmiştir.
Külliyenin medrese ve imarethane bölümleri Kurtuluş Savaşı sırasında yanıp yıkılmıştır.
Sultan Camii ve Külliyesi : Kanuni Sultan Süleyman Mimar Acem Ali’yi cami, medrese, sıbyan mektebi, imaret ve hankahtan meydana gelen bir külliye inşa etmesi için görevlendirmiştir. 1522 yılında tamamlanan bu yapılara daha sonra dar-üş şifa ve çifte hamam ilave edilmiştir.
Cami 16.yüzyıl Osmanlı mimarisinin ildeki en önemli örneklerindendir. Külliyenin ana binası olan cami, kesme taş ve tuğladan sade bir üslupla yapılmış, ortada bir büyük, yanlarda iki küçük kubbeyle örtülmüş, iki minareli bir camidir. Mermer minberi oyma ve kabartmalıdır. Ünlü Mesir Macunu’nun halka saçıldığı cami olması sebebiyle halk arasında Mesir Camii adıyla da anılmaktadır.
Medrese binası, ana girişi kuzeye bakan on odalı bir yapıdır. Sıbyan mektebi, hamam ve dar-üş şifa çeşitli tarihlerde yapılan onarımlar sayesinde sağlam durumda günümüze ulaşmıştır.
Kurtuluş Savaşı sırasındaki yangında yanan ve sonraki yıllarda da yıkılan hankah ve imarethane binalarının yeri sonraki yıllarda park şeklinde düzenlenerek “Sultan Parkı� adı verilmiştir.
Muradiye Camii ve Külliyesi : III.Murat adına 1583-1592 yılları arasında yaptırılan külliye cami, medrese, imarethane ve dükkanlardan oluşmaktadır. Projesi Mimar Sinan’a aittir. İnşası Mimar Mahmut Ağa tarafından başlatılmış ve ölümü üzerine de Mimar Mehmet Ağa tarafından tamamlanmıştır.
Külliyenin en gösterişli bölümü olan cami, klasik Osmanlı mimarisinin en zarif örneklerinden biridir. Tek şerefeli bir çift minaresi vardır. İnce süslemeler ile bezeli iç mekana, fildişi, sedef ve bağa kakmalarla bezenmiş çift kanatlı bir kapıdan girilmektedir. Mihrap duvarı İznik çinileriyle kaplıdır. Mermer minber değerli bir sanat eseridir. Üst pencerelerde cam işi süslemeler yer almaktadır.
Medrese, klasik Osmanlı medrese plan ve şekline bağlı kalınarak yapılmıştır. Giriş kapısı batı cephesinde olup revakların gerisinde kuzey, güney ve batı yönlerinde odalar yer almaktadır.
İmarethanenin revaklarının gerisinde avluyu “U� şeklinde saran mutfaklar, yemekhaneler ve depolar yer almaktadır. Medrese ve imarethane bölümleri günümüzde müze olarak kullanılmaktadır.
Kütüphane ise 1812 yılında Karaosmanoğulları’ndan Hüseyin Ağa tarafından yaptırılmıştır. Mevlevihane: 1369 yılında İshak Çelebi tarafından yaptırılmış olan Mevlevihane, projesi Mimar Emet Bin Osman’a ait bir tekkedir Yapılışından bu yana birçok onarım geçirmiş ve bu onarımlar sırasında özelliklerini önemli ölçüde yitirmiştir.
Rum Mehmet Paşa Bedesteni: 15. yüzyılda Fatih Sultan Mehmet’in komutanlarından Rum Mehmet Paşa tarafından, İstanbul’da yaptırılmış cami ve medreseye vakıf olarak inşa ettirilmiştir. Harap durumdadır ve özelliklerini önemli ölçüde yitirmiştir. Dışındaki dükkanlar sonradan ilave edilmiştir.
Yeni Han: 19.yüzyılda Hacı Mehmet Sadık Bey tarafından yaptırılmıştır. Dikdörtgen planlı, avlusunda havuzu bulunan, ahırlı, taş ve tuğladan yapılmış iki katlı bir handır. Birinci katta iç içe iki mekanlı odalar, ikinci katta ise revaklara açılan tek mekanlı odalar yer almaktadır.
Merkez İlçedeki Diğer Bazı Eserler : Çeşnigir Camii, İvaz Paşa Camii, İbrahim Çelebi Camii, Hüsrev Ağa Camii, Lala Paşa Camii, Karaköy Camii, Göktaşlı Camii, Aynî Ali Camii, Derviş Ali Camii, Nişancı Paşa Camii, İlyas Bey Mescidi, Revak Sultan Türbesi, Saruhan Bey Türbesi, Yedi Kızlar Türbesi, 22 Sultanlar Türbesi, Sinan Bey Medresesi, Darphane, Molla Şaban Sıbyan Mektebi, Çapraz-i Sagir Sıbyan Mektebi, Dere Hamamı, Karaköy Hamamı, Hüsrev Ağa Hamamı, Alaca Hamamı.
Ulu Camii : Akhisar Merkez’de bulunan ve eski bir kiliseden çevrilen caminin yapılış tarihi bilinmemektedir. Camii’nin güney tarafı antik yapının duvarlarından ve kemerli kısımlarından ibarettir.
Cami avlusunda dar-ül hadis ve bir de dershane inşa edilmiştir. Ulu Camii’nin hemen kuzeyinde ise bir Nakşibendi tekkesi bulunmaktaydı. Bütün bu yapılar bugün mevcut değildir.
Paşa Camii ve Hamamı : Akhisar Merkez’de 1469 yılında Sarı Ahmet Paşa adına yapılmıştır. Caminin, diğer camilerden farklı olarak biri sağ diğeri sol tarafta iki namazgahı vardır. Doğu ve batı cephelerindeki pencerelerin yarı saydam renkli camları Türkiye’nin ilk cam fabrikasının üretimidir.
Şeyh Sinan Camii : Alaşehir fatihlerinden Mahmut Fakih oğlu Şeyh Sinan tarafından 1465 yılında yaptırılmıştır. Çok kubbeli cami tipinde inşa edilmiştir. İç mekandaki orijinal kalem işleri ile mihrap ve minberi döneminin Osmanlı sanatının örneklerindendir. Önünde şadırvanı olan caminin zaviye ve kütüphanesi yangında tahrip olmuştur.
Halime Hatun Camii ve Külliyesi : Gölmarmara’da III. Mehmet’in dadısı ve süt annesi Halime Hatun adına yaptırmış olduğu külliye, cami, medrese ve imaretten oluşmaktadır. 17. yüzyıl sonlarında külliyeye gelir sağlamak amacıyla bir de çifte hamam ilave edilmiştir.
Kurşunlu Camii : Kula’da bulunan cami 15. yy sonlarında Saruhanoğulları’ndan Hoca Seyfettin Bey tarafından Selçuklu mimari tarzında yaptırılmıştır. Sonradan geçirdiği onarım sırasında tezyinatına çok önem verilmiştir. Caminin tasvirleri ve kalem işi süslemeleri dikkati çekmektedir.
manisa
Niobe (Ağlayan Kaya : Manisa Merkez Karaköy Semti Çaybaşı Mevkii’nde kadın başı şeklindeki kaya efsaneye göre Niobe’ye aittir. Kayanın göz çukuru şeklindeki girintilerinden yakın zamana kadar sızan su damlaları Niobe’nin gözyaşları olarak yorumlanır ve halk arasında “Ağlayan Kaya� adıyla anılırdı. Kadın başı şeklinde görünen bu kaya ziyaret edilen yerlerden biridir.
Kybele Kaya Anıtı : Merkez Akpınar Mevkii’nde iki yanında birer aslan olduğu halde oturmuş kadın şeklinde tasvir edilen Kybele Kaya Kabartması M.Ö.13. yüzyıla tarihlenmekte ve Hitit ordularının
yaptığı bir sefer sırasında yapıldığı sanılmaktadır. “Papaz Kayası� adıyla anılmaktadır.
Manisa Kalesi : Manisa’nın hemen güneyindeki Spil Dağı’nın kuzey yamaçlarında kalıntıları görülen kale dış kale ve iç kale olmak üzere iki bölümden meydana gelmiştir. Yapım tarihi bilinmemekle beraber 13. yüzyıl başlarına tarihlenebilir. Kale Bizans mimarisinin genel özelliği olan tuğla hatıllı moloz taş örgü tekniği ile yapılmıştır.
Aigai Antik Kenti : Manisa Merkez Köseler Köyü yakınında bulunan ve Nemrut Kale adıyla anılan Aigai, Herodot’un bahsettiği Batı Anadolu’daki 12 Aiol kentinden biridir. Kentin tarihi, M.Ö. 8.yüzyıla kadar inmektedir. Hellenistik Dönemde ise önemli bir ticari merkez olduğu anlaşılan kentte kazı çalışması yapılmamıştır. Surlar içinde üç katlı agora ve bu yapıyı taşıyan duvarlar, meclis binası, teras duvarlı stadyum, tiyatro ve Demeter Tapınağı gibi kalıntılar bulunmaktadır.
Yoğurtçu Kalesi : Merkez Uzunburun Köyü yakınlarında Gediz Vadisi’ne hakim bir konumdaki kalenin 12. yüzyıl sonları veya 13. yüzyıl başlarında yapılmış olması muhtemeldir. Halk arasında “Yoğurtçu Kalesi� adıyla anılmaktadır.
Tepe Mezarlığı Ören Yeri : Akhisar İlçesinin üzerinde bulunduğu Antik Thyateira Kenti, geçmişi erken bronz çağ dönemine kadar inen bir kenttir. Antik çağda önemli dokumacılık merkezlerinden biri olan Thyateira askeri ve ticari açıdan da önemli bir kavşakta bulunmaktadır.
Halk arasında “Tepe Mezarlığı� adıyla anılan alandaki kazılarda, Roma Dönemine ait sütunlu bir cadde, mimari parçalar ve sikkeler bulunmuştur. Mevcut kalıntıların yanı sıra, Hıristiyanlığın ilk çağlarına ait Ege Bölgesi’nde bulunan yedi kiliseden, Thyateira Kilisesi’nin bulunduğu yer olarak da inanç turizmi kapsamında ziyaret edilen önemli yerlerden biridir.
Darkale – Tarhala : Tarihi Bergama Krallığı Dönemine kadar inen köyün eski adı Tarhala’dır. Tarhala adının Darkale olarak değiştirilmesinin ise Selçuklular döneminde olmuştur.
Darkale 19. yüzyıl Osmanlı Dönemini hatırlatan, set üzerine yapılmış manzaralı evleri, dar sokakları, Kırkoluklu ve Minareli Camiileri, bedesteni ve hamamı ile görülmeye değer yerlerden biridir.
Julia Gordos : Gördes İlçesi’nin eski yerleşim alanın altındadır. Tarihi Hellenistik Döneme kadar inen kentte, toprak yüzeyinde görünen kalıntı yoktur. Seleukhos, Bergama ve Roma yönetimi altında kaldığı ve geç antik dönemde piskoposluk merkezi olduğu anlaşılmaktadır.
Saittai (Sidas) Antik Kenti : Demirci İlçesi İcikler Köyü sınırları içinde bulunmaktadır. Henüz kazı yapılmamış olmakla birlikte toprak üstünde bulunan birçok mimari parça ile belirgin bir halde olup,önemli bir kent olduğu ve Roma Döneminde imar gördüğü anlaşılmaktadır.
Selçuk'un 3 kilometre güneyinde, Panayır ve Bülbül Dağı yamaçları Ayasuluk Tepesi mevkiinde kurulu Efes, 12 İon kenti içinde günümüze kalan en önemli antik kenttir. Smyrna gibi M.Ö. 3000 yıllarında kurulan Efes, dönemin en önemli liman kentleri arasındaki yerini uzun süre korumuştur. Doristilası üzerine Ege kıyılarına gelen İon'lar Efes'e yerleşmiş, daha sonra Lidya egemenliği döneminde şehirlerini geliştirmişlerdir. M.S. 1.yüzyıl'da meydana gelen depremle büyük hasar gören Efes, İmparator Tiberius zamanında yeniden imar edilirken, Hellenistik yapı yerine tüm kent Roma karakteri yapılarla dolmuştur. Siyasi ve ticari önemi büyük bir kent olan Efes, Meryem Ana'nın gelmesi ve St. Jean'ın burada yaması nedeniyle de bir dini merkez haline gelmiştir.
Tarih boyunca birçok uygarlığa evsahipliği yapan Selçuk'ta İon, Roma, Bizans, Selçuklu, Osmanlı dönemlerine ait çok sayıda yapı varlıklarını günümüzde de sürdürmektedir. Hrıstiyan dünyasının kutsal hac yeri Meryem Ana Evi ziyarete açıktır.
Tiyatro
Antik Efes kentinin görkemli yapıları yıllara meydan okurcasına dimdik ayakta dururken, bunların en muhteşemlerinden biri 25 bin kişilik tiyatrodur. Kuzeybatısında 2 İonik sütunlu helenistik çeşmenin bulunduğu tiyatronun, ilk kez yine Helenistik dönemde yapıldığı bilinse de günümüze kadar ayakta kalan yapının İmparator Cladius zamanında inşaasına yeniden başlandığı, İmparator Trinus (98-117) döneminde tamamlandığı bilinmektedir. Tiyatronun ön kısmında oldukça sağlam ve iri taşlardan yapılmış soyunma yerleri belirgin şekilde görünmekte ve bugün de hala kullanılmaktadır. İlk dönemde 3 katlı olan tiyatro, her biri 22'şer basamaklı üç bölümden oluşur. Sahne binası 18 metre yüksekliğindedir. 25x40 ebatlarındaki sahnenin arka duvarları son derece süslü ve nişleri içinde heykellerin bulunduğu bir görünüm taşımaktadır. Akustiği
muhteşem olan tiyatronun tribünleri, sahnenin rahat görünebilmesi için çok dik inşa edilmiştir.
Ticaret Agorası
Tiyatronun karşısında yer alan ticaret agorası giriş kapıları ve alanı çevreleyen sütunları ile dikkat çeker. Esas yapı Hellenistik olmakla birlikte, bugün kalıntıları görülen agora, İmparator Agustus döneminde yenilenmiştir. Dört tarafı stoa ile çevrili agora 2 katlı, çift kolonlu ve dorik üslupludur.
Mermer Cadde
Efes antik kentinin güneydoğusunda bulunan Magnesia kapısından Koresos kapısına kadar uzanan 400 metrelik mermer cadde, M.S. 5.yüzyılda yeniden yapılmıştır. Caddenin altından geçen kanalizasyon sistemi denize kadar uzanır. Mermer cadde ile Celsus Kütüphanesi arasındaki açık alanda Auditorium bulunduğu ve burada konuşmaların yapılıp şiirler okunarak söylevler verildiği bilinmektedir.
Celsus Kitaplığı
Agora'nın güney tarafında bulunan Celsus Kitaplığı M.S 135 yıllarında Asya konsülü Julius Celsus Halemaeanus adına oğlu Julius Agiula tarafından Romalı mimar Vitruoya'ya yaptırılmıştır. Dıştan iki katlı içten 15 metre yüksekliğinde tek bir salondan oluşup, salonu çevreleyen 3 katlı galerilerden duvara serpiştirilmiş pencerelerden ışık süzülür, arka duvardaki bir kapıdan ise Celsus'un mezarına geçilir.Kazılar sırasında Celsus'un burada bulunan heykeli halen İstanbul Arkeoloji Müzesi'nde sergilenmektedir. Roma mimari özelliklerini yansıtan yapının ön cephe dekorasyonu devrin en güzel örnekleri arasında yer alır. Yine ön cephe kolonları arasında bulunan 4 kadın heykeli "Akıl, Kader, İlim ve Erdem" öğelerini sembolize eder. Bu heykellerin orjinalleri ise bugün Viyana Müzesi'nde bulunmaktadır. Döneminde dünyanın sayılı bilim adamı ve düşünürün yetişmesine aracı olan Celsus Kitaplığı'ndaki parşomen ruloların nemden etkilenmemesi için iki tarafı tuğladan örülmüş kapalı raflarda koydukları belirlenmiştir.

Son Yorumlar