urfaGüneydoÄŸu Anadolu Bölgesi’nde bir il olan Åžanlıurfa, doÄŸusunda Mardin, batısında Gaziantep, kuzeyinde Adıyaman ve Diyarbakır, kuzeybatısında yine Diyarbakır, güneyinde ise Suriye sınırı ile çevrelenmiÅŸ bir sınır ÅŸehridir. GüneydoÄŸu Anadolu Bölgesi’nin orta kesiminde yer alan Urfa’nın büyük bölümü yükseltisi fazla olmayan düzlüklerden oluÅŸmaktadır. Suriye’nin kuzeyindeki düzlüklere ve Fırat Vadisine doÄŸru gittikçe alçalan bu düzlüklere Åžanlıurfa Platosu ismi verilir. İlin kuzeydoÄŸu kesimini Karacadağ’ın batı bölümü engebelendirir. Sönmüş bir yanardaÄŸ olan Karacadağ’ın püskürttüğü lavlar geniÅŸ bir alana yayılmıştır. Buradaki en yüksek nokta Karacadağ’ın batısındaki Mandal Tepesi’dir (1.895 m.). Bunun dışında Åžanlıurfa platosu üzerinde Harran ile ViranÅŸehir ovaları arasındaki Tektek Dağı (749 m.) ve KaÅŸmer Dağı’dır (954 m.). Urfa’da Karacadağ’ın güneybatısında Takırtukur DaÄŸları, bunun batısında Yılanlı DaÄŸ, ViranÅŸehir’in güneydoÄŸusunda Karatepe ve Kepez DaÄŸları, Tektek DaÄŸlarının kuzeybatısında Susuz DaÄŸları (801 m.), İl merkezi yakınında Germüş DaÄŸları (770 m.), İlin güneyinde Nemrut DaÄŸları (800 m.), Åžanlıurfa-Suruç yolu üzerinde Åžebeke DaÄŸları ile Birecik-Suruç yolu üzerinde Åžebeke DaÄŸları, Arat DaÄŸları (840 m.) bulunmaktadır. Ayrıca BeÅŸ MaÄŸara DaÄŸları, Cudi Dağı, Direkli Tepeleri, KaÅŸmer Dağı, Korçik Dağı, Sakızlı Dağı, Molla Ömer Dağı, Kalkan Dağı, Nohutçuk Dağı, Külaplı Tepesi ilin diÄŸer yükseltileridir. (devamı...)
TÜRK TARİHİNİN EN BÜYÜK CAMİSİ Evet baÅŸlıkta doÄŸru yazıyor. Ulucami kapalı namaz kılma alanı bakımından Türk Tarihinde yapılan en büyük camidir. Hemen aklınıza Süleymaniye, Sultan Ahmet gelebilir. Fakat o camilerin büyüklüğü duvarlarla çevrili avlu alanlarıyla birliktedir. Ayrıca o camiler tek ve çok yüksek bir kubbe ile örtülü olduÄŸundan çok geniÅŸ bir bir alanı varmış izlenimi verir. Bursa Ulucami ise çok kubbeli ve alçak tavanlıdır. İçinde bulunan çok sayıdaki sütun yüzünden de daha ufakmış gibi hissetmemize neden olabilse de TÜRK TARİHİNİN EN BÜYÜK CAMİSİ halen Bursa Ulucami'dir. TARİHİ MİNBERİN ÖZELLİKLERİ Minber bütünüyle kainatı sembolize ediyor. Minberin giriÅŸ kapısının üzerindeki kitabede altın yaldızla Osmanlıca olarak, 'Yıldırım Beyazıt Han tarafından hicri 804 (miladı 1402) yılında yaptırılmıştır' ibaresi yer alıyor. Sarmaşık motifleriyle süslü olan tırabzanların saÄŸ çıkış ikinci kolonu üzerinde süsleme motifine uygun sülüs tarzda yazılmış, Devaklı Abdülaziz oÄŸlu Mehmet iÅŸi ibaresi dikkat çekiyor. Sanatkarın bu imzası son yıllarda fark edildi. (devamı...)
Kapadokya, (Pers dilinde “Güzel Atlar Ülkesiâ€? anlamına gelir). Bölge 60 milyon yıl önce; Erciyes, Hasandağı ve Güllüdağ’ın püskürttüğü lav ve küllerin oluÅŸturduÄŸu yumuÅŸak tabakaların milyonlarca yıl boyunca yaÄŸmur ve rüzgar tarafından aşındırılmasıyla ortaya çıkmıştır. İnsan yerleÅŸimi Paleolitik döneme kadar uzanmaktadır. Hititler'in yaÅŸadığı topraklar daha sonraki dönemlerde Hırıstiyanlığın en önemli merkezlerinden biri olmuÅŸtur. Kayalara oyulan evler ve kiliseler bölgeyi Hıristiyanlar için devasa bir sığınak haline getirmiÅŸtir. Kapadokya'daki taÅŸ formasyonlarının Türkçe'de niçin "Peri bacaları" diye adlandırılmış olduklarını gösteren bir manzara. Kapadokya'daki taÅŸ formasyonlarının Türkçe'de niçin "Peri bacaları" diye adlandırılmış olduklarını gösteren bir manzara. Kapadokya bölgesi, doÄŸa ve tarihin bütünleÅŸtiÄŸi bir yerdir. CoÄŸrafi olaylar Peribacaları'nı oluÅŸtururken, tarihi süreçte, insanlar da bu peribacalarının içlerine ev, kilise oymuÅŸ, bunları fresklerle süsleyerek, binlerce yıllık medeniyetlerin izlerini günümüze taşımıştır. İnsan yerleÅŸimlerinin Paleolitik döneme kadar uzandığı Kapadokya'nın yazılı tarihi Hititlerle baÅŸlar. Tarih boyunca ticaret kolonilerini barındıran ve ülkeler arasında ticari ve sosyal bir köprü kuran Kapadokya, İpek Yolu'nun da önemli kavÅŸaklarından biridir. (devamı...)

Ayasofya Camii

Mimarisi, ihtişamı, büyüklüğü ve işlevselliği yönünden ilk ve son ünik uygulama olarak görülen Ayasofya; Osmanlı camilerine fikir bazında da olsa esin kaynağı olan, doğu-batı sentezinin bir ürünüdür. Bu eser dünya mimarlık tarihinin günümüze kadar ayakta kalmış en önemli anıtları arasında yer almaktadır. Bu nedenle, Ayasofya, tarihi geçmişinin yanı sıra, mimarisi, mozaikleri ve Türk çağı yapıları ile yüzyıllar boyunca tüm insanlığın ilgisini çekmiştir. Ayasofya 916 yıl kilise, 481 yıl cami olmuştur; 1935`ten bu yana müze olarak tarihi işlevini sürdürmektedir. Bizans tarihçileri (Theophanes, Nikephoros, Gramerci Leon) ilk Ayasofya`nın İmparator I. Konstantinos (324-337) zamanında yapıldığını ileri sürmüşlerdir. Bazilika planlı, ahşap çatılı bu yapı, bir ayaklanma sonunda yanmıştır. Bu yapıdan hiçbir kalıntı günümüze gelmemiştir. İmparator II. Theodosius, Ayasofya`yı ikinci defa yaptırmış ve 415`te ibadete açmıştır. Yine bazilika planlı bu yapı 532`de Nika ihtilali sırasında yanmıştır. 1936 yılında yapılan kazılarda bununla ilgili bazı kalıntılar ortaya çıkmıştır. Bunlar mabede girişi gösteren basamaklar, sütunlar, başlıklar, çeşitli mimari parçalardır. İmparator Iustinianus (527-565) ilk iki Ayasofya`dan daha büyük bir kilise yaptırmak istemiş, çağın ünlü mimarlarından Miletos`lu İsidoros ve Tralles`i Anthemios`a günümüze ulaşan Ayasofya`yı yaptırmıştır. Anadolu`nun antik şehir kalıntılarından sütunlar, başlıklar, mermerler ve renkli taşlar Ayasofya`da kullanılmak üzere İstanbul`a getirilmiştir. Ayasofya`nın yapımına 23 Aralık 532`de başlanmış, 27 Aralık 537`de tamamlanmıştır. Mimari yönden incelendiğinde büyük bir orta mekân, iki yan mekân (nef), absis, iç ve dış nartekslerden meydana gelmiştir. İç mekân, 100 x 70 m. ölçüsünde olup, üzeri dört büyük ayağın taşıdığı 55 m. yüksekliğinde, 30.31 m. çapında kubbe ile örtülmüştür. Ayasofya`nın mimarisinin yanı sıra mozaikleri de büyük önem taşımaktadır. En eski mozaikler iç narteks ve yan neflerde altın yaldızlı geometrik ve bitkisel motifli olan mozaiklerdir. Figürlü mozaikler IX.-XII. yüzyıllarda yapılmıştır. Bunlar İmparator kapısı üzerinde, absiste, çıkış kapısı üzerinde ve üst kat galeride görülmektedir. Ayasofya İstanbul`un fethiyle başlayan Osmanlı döneminde çeşitli onarımlar görmüştür. Mihrap çevresi, Türk çini sanatı ve Türk yazı sanatının en güzel örneklerini içerir. Bunlardan kubbedeki ünlü Türk Hattatı Kazasker Mustafa İzzet Efendi`nin Kuran`dan alınma bir suresi ile 7.50 m. çapındaki yuvarlak levhalar en ilgi çekici olanıdır. Sultan II. Selim, Sultan III. Mehmet, Sultan III. Murat ve şehzadelerin türbeleri, Sultan I. Mahmut`un şadırvanı, sıbyan mektebi, imareti, kütüphanesi, Sultan Abdülmecid`in hünkar mahfeli, muvakkithanesi, Ayasofya`daki Türk çağı örnekleri olup türbeler, iç donanımı, çinileri ve mimarisiyle klasik Osmanlı türbe geleneğinin en güzel örneklerini oluşturmaktadır.

WordPress'in desteÄŸiyle. ve skD Theme